23 Ocak 2013 Çarşamba

CAM TAVAN SENDROMU

'Cam Tavan Sendromu', dahil olduğum bir farkındalık eğitimi toplantısında bir arkadaşım tarafından sözü edilen, ilk kez orda duyduğum ve ne olduğunu araştırmak için not aldığım bir tamlamaydı.
Araştırınca gayet ilgi çekici, gerçeği yansıtıcı, durum izahı yapıcı buldum.

Eminim çalışan kadınlar dünyasında, hele ki evliyse ve de evli-çocuklu ise, bu sendromu hisseden ve yaşayan kadın çoktur.
Bekar ve dolayısıyla çocuksuz olmama rağmen aşağıdaki yazıda okuyacağınız ''Çok ilginç ama aile kavramı, çocuk ve de özel hayattan beklentilerine daha çok önem veren kadın, birdenbire vazgeçip acaba neyi daha çok istiyorum diye kendine sormaya başlıyormuş.'' durumunu hissetmeye başlayalı epey oldu.
Bu nedenledir ki özel sektörden elimi ayağımı çekip, kariyer yapmaktan külliyen vaz cayıp, en kötü ihtimalle(!) devlet memuru olmak niyetindeyim. Devlet memuru olayım ki, maaş-sigorta-hafta sonu-çalışma saati derdim olmasın ve maaşım akmasa da damlasın; eşciğezime, çocukcağızlarıma rahat bir kafayla ve bedenle yarenlik edeyim.
Haa bu da olmaz ise, çok çok; maddi durumu iyi bir eş vasıtasıyla evimin hanımı, çocuklarımın anası olurum :)

   * Aşağıdaki yazı  Ege Life Dergisinde Meltem Onay' ın yazısıdır.


Cam tavan sendromu nedir ki?
Çalışan kadınların, belirli bir aşamadan sonra yükselmelerini engelleyen faktörlerin toplamına “Cam Tavan” ya da “Cam Tavan Sendromu” denilir. 
Düşünün ki, çok iyi eğitim almış ve çalışmalarınızla iş yerinizde takdirle karşılanıyorsunuz, üstelik senelerinizi de o işe harcamış, belki de sizin için çok önemli olan özel hayatınızdan bile feragat etmişsiniz ve bir terfi beklediğiniz anda adını tam olarak koyamadığınız nedenlerden dolayı istediğiniz terfiyi alamıyorsunuz.
Ne ilginçtir ki uzmanlardan bazıları diyor ki, bunun nedenlerinden biri, aslında kadının kendisiymiş. Yani kadın kariyer yapacağım diye çıktığı yola ilk taşı kendisi koyuyormuş. Neden mi?
Çok ilginç ama aile kavramı, çocuk ve de özel hayattan beklentilerine daha çok önem veren kadın, birdenbire vazgeçip acaba neyi daha çok istiyorum diye kendine sormaya başlıyormuş. Bunu anlayan tepe yöneticiler, kararlarını “terfiye gerek yoktur” diyerek alıyorlarmış. 
Daha ilginç olanı, “nasıl olsa kariyerinin bir noktasında ailesine zaman ayırmayı tercih edecek” şeklinde geliştirilen inanç, kadınların tabiatı itibariyle erkeğe göre daha az becerikli, başarılı olma ihtimali düşük, liderlik vasfı olmayan bireyler şeklinde ön yargıyla tanımlanıyormuş.
Tam başımı yolmaya hazırlanırken bir araştırma şirketi beni rahatlattı. Bu araştırma sonuçlarına göre kadın ve liderlik tarzları arasındaki farklar iki konuda belirgin olarak otaya çıkmış.
- Fonksiyon, süreç odaklı olmak/ Strateji odaklı olmak 
Kadınlar, liderlik tarzlarında erkeklere göre daha sonuç odaklı davranıyor. İşi organize etmek, süreçleri yapılandırmak. Yüksek performans kriterlerini belirlemek, iş hedeflerine ulaşılıp ulaşılmadığını sürekli kontrol etmek, zamanlamaya önem vermek ve sonuca dönük çalışmakta çok başarılı bulunmuş. 
Erkekler ise liderlik rolüne yaklaşımlarında “stratejik düşünme” anlayışını daha fazla ön planda tutuyorlarmış. Stratejik planlama ve vizyona önem verme, yeni fikirlere açık olma, daha kolay risk alabilme, entellektüel zenginlik, geçmişten ders alırken, gelecekteki iş fırsatlarını daha kolay görebilme de çok başarılı bulunmuş. 
Kadınlar, işe daha enerjik, yoğun yaklaşıyorlar ve çalışırken de duygularını daha rahat ifade edip, çalışma ekibinin motivasyonunu ve katılımını sağlamada daha başarılı oluyorlar ve de kadınlar üstelik daha empatik, samimi, candan, ilişkisini geliştirmede daha başarılı ve diğerlerinin kendilerini geliştirmelerine daha çok fırsat tanıyan bir yaklaşım sergiliyorlarmış. 
2000 yılında, yönetim literatüründe ilk defa “Cam Tavan Sendromu” denilen bu kavramla karşılaştığımda, “ülkemizde bu cam tavanı kıran kaç kadın vardır ve bu cam tavanı kırmak için neler yapmak gerekir” demiştim. 
Başlangıç noktası bu iki soruydu ancak bu konuyla ilgili tanıştığım kadınları anlamaya, hissetmeye başladıkça, aslında başarının arkasındaki temel faktörleri de anlamaya başlamıştım. 
“Cam Tavanı Kıran 100 Türk Kadını” isimli kitabımda, mesleklerinde ilk olan kadınlarla konuştum. Onlar heyecanla kendilerini, ideallerini, hayallerini, ailelerini anlatırken, ben de aynı coşkuyu ve heyecanı onlarla yaşadım. 
Bu kadınlardan birisi ülkemizde ilk kadın spiker olarak tanınan Jülide Gülizar ’dı. 70 yıl öncesinin Türkiye’sinde Adana’nın bir köyünde yaşarken, onun ne kadar isyankar biri olduğunu kaç kişi biliyordu acaba? Evet, Jülide Gülizar bir gün yer sofrasında ailesiyle birlikte yemek yerken, babasının sözüyle irkilmişti. Babası onun yemek yemediğini fark etmiş ve neden yemediğini soruyordu. Gülizar, aynı sofrada kendisiyle birlikte yemekte olan ağabeyini göstererek: “O da yemiyor ama” demişti. Bunun üzerine babası: “O, benim soyumu devam ettiren oğlum, her şeyi yapabilir” dediğinde, masada bulunan su maşrapasını eline alan Gülizar hiç düşünmeden babasının kafasına atmış ve “Sana söz veriyorum ki, ölünceye kadar soyadını kullanmayacağım” demiştir. Bu sözleri söylediğinde de, yedi yaşındaydı. Yıllar sonra ülkemizdeki ilk kadın hukukçulardan, ilk kadın sendikacılardan biri olma ünvanına sahip olan Gülizar’ın hayatında babasının rolü çok büyüktü. Çünkü bütün bu yerlere girerken babası hep yanındaydı… 
Bu olay cam tavan kırmanın ülkemizde ve dünyada ne kadar zor olduğunu bize bir kez daha hatırlatmıştır umarım… 
Şimdi diyebilirim ki; cam tavan kırılabilir mi, EVET kırılabilir. Nasıl mı? 
Kadın isterse...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Gelsin Yorumlar: