28 Eylül 2012 Cuma

HAYIRLI CUMALAR :)






HEPİMİZİN KIRGINLIKLARI, ÜZÜNTÜLERİ VAR BİLİYORUM.


HAYATTAN BEKLENTİLERİMİZ VAR.

RABBİM(C.C.) YARDIMCIMIZ OLSUN. 

UMUDUMUZ HİÇ BİTMESİN. 

UMUT ETTİKLERİMİZ -HAYIRLIYSA- GERÇEKLEŞSİN.

NE DEMİŞ BEDİÜZZAMAN HAZRETLERİ, ''ÜMİTVAR OLUNUZ.''

BİRBİRİMİZDEN HAYIR DUALARIMIZI, GÜLÜŞÜMÜZÜ ESİRGEMEYELİM.

CÜMLETEN HAYIRLI CUMALAR :)

BENDEN DE BU MÜBAREK CUMA GÜNÜ VE CUMA VAKTİ, HAYIR DUANIZI EKSİK ETMEYİN.

26 Eylül 2012 Çarşamba

(= DOĞUM GÜNÜM DE DOĞUM GÜNÜM =)

Yazmakta geç kalmış olsam da şükür ki yazıyorum.
Doğum günümde yaşadıklarımı paylaşıcam bu yazımda ama kafamda bir sürü konu var şunu da yazayım bunu da yazayım diye.
İnşaallah tez zamanda onları da dile dökerim.
Başlayalım:
Doğum günümü (12 Eylül) dört gözle bekledim; kim bana ne hediye alacak diye. 
Zira doğum günümden 1 ay evvel başlamıştım siparişlerime ve hatta yüzsüzlüğün boyutunu abartarak Facebook hesabımda ''Doğum Günümde İstediklerim'' diye bir albüm bile yayınlamıştım :)
İlk olarak bu albümü yayınlamamın ardından cep telefonuma kavuştum, hiç beklemediğim bir ilden geldi :)
Eski cep telefonum -bence nazara, göze geldiğinden- parça pinçik olmuştu ve acilen cep telefonuna ihtiyaç duyuyordum. Ee madem insanlar doğum günümde bana hediye almak için can atıyorlardı; neden ihtiyacım olan şeyi almasınlardı di mi??? ;)


Derken takvim 12 Eylül Çarşamaba 2012' yi gösterdi ve ben güne büyük bir merak-istek-arzu ve birazcık da korkuyla başladım; ya başka hediye gelmezse diye...



İş yerime geleli 5-10 dakika olmuştu ki ilk paketim geldi kargo ile. İstanbul'dan Sevgili Deniz(http://rebelsea.blogspot.com/)' den gelmişti doğum günümün ilk kitabı. Gmail üzerinden dahil olduğum ''kitap paylaşım'' grubu sayesinde tanıştım Deniz'le ve internet üzerinden kurulan arkadaşlıklara inanmamı ve güvenmemi sağladı. Bir insan hem çok tatlı-sempatik, hem çok hanımefendi, hem çok anlayışlı, hem çok samimi olabilir miydi? Olurdu! 

Bakar mısınız şu paketin içeriğine: 
* Okumayı çok istediğim ''Bin Muhteşem Güneş''
* Çok güzel bir defter
* Yasemin kokulu kolonya (iş yerimdeki erkek arkadaşlarım bile kokusuna bayıldı)
* 2 adet çok güzel renkte ve hatta tam mevsimlik oje
* Yaban mersinli lipstick
* Bitter çikolatayı çok sevdiğimi bildiğinden ama hangi orandaki acı'lığı sevdiğimi bilmediğinden işi riske etmeden ve bence çok düşünceli davranarak, iki farklı orandan acılığa sahip Bitter Çikolata.
Daha ne olsun???
Sevdim Seni Deniz! :)





Derken iş yerimin zili 2.kez çaldı ve bu kez 1 buket çok güzel çiçek geldi. Şaşkınlığım hat safhaya ulaştı. Nasıl ulaşmasın, hiç ummadığım bir arkadaşımdan geliyordu çiçek, sırf beni mutlu etmek adına! Eee o dakikadan sonra mutsuz olmak olmazdı :)








Ben Yeni Aşka Düşmüş biri gibi Leyla bir halde Doğum Günü Sarhoşluğumu sürerken zil sesiyle iş yerimin kapısına koştum. Ofisimdeki arkadaşlarım şakalaşıyorlardı: ''Nasıl olsa kargo bugün sana çalışıyor; sen bak kapıya'' diye :)
Aşağıdaki paketin bana geliş şekli çok ama çok farklı, çok özel ve değerli hissettiren, hatta biraz da beni şapşallaştıran bir şekilde oldu ve iyi ki de öyle oldu! 
Uzun zamandır okumayı çok istediğim ''La-Sonsuzluk Hecesi'' kitabı ve şirin mi şirin bir müzik kutusu çıktı paketten, Güzel bir şiirle beraber :)








Sonracıma Efen'im iş yerimdeki arkadaşım, canımcığım Gülcanım sevincimi daha da katmerlemek istemiş ve çok güzel bir ayna ile beraber içinden geçen güzellikleri dökmüş kağıda ve bana çok güzel bir hediye paketi hazırlamış :)







Veee Bursa'dan gelen el emeği-göz nuru 
Tarçın(ceylan'cığımın adı), Tarçın kadar güzel-şık-sade bembeyaz bir çerçeve ve yürekten dökülen cümlelerle bezenmiş bir paket daha geldi. Nasıl mutlu olmam, nasıl!..
Sevdiye'ye (http://genzamanlar.blogspot.com/) selam olsun!





Üniversite yıllarımın yadigarı olan, ''iyi ki tanışım, iyi ki arkadaşım olmuş'' dediğim, sevgisine-samimiyetine-iyi niyetine her daim güvendiğim, çok ama çok sevdiğim Raziyemden(Razişimden) geldi Ordu kokulu paket. Çok sevdiğim yeşil renkli bir cüzdan, kendi tarzı olan büyük küpeler(ben de çok sevdim ve hemen süsledim kulaklarımı bu küpelerle), küçük şirin tokalar. Ama her şeyden öte, Sevgi aldım ben bu paketten. Seni Seviyorum Razişim, hep hayatımda ol, e mi? MUCK MUCK MUCK!! :)






Günü, çok sevdiğim iş yerimin çok sevdiğim insanları tarafından yapılan pastalı kutlama ile kapattım :)





Bak yaa şimdi aklıma geldi, ailemle yaptığım kutlamanın fotoğraflarını yüklemeyi unutmuşum :( Olsun be ya, benim çok sevdiğim ve varlıkları-sağlıkları için çokça şükrettiğim Mis Kokulu Bir Ailem var ve bana asıl onlar hediye! (Ay duygulandım...)



Aşağıda paylaştığım fotoğraflar ise bana doğum günüm sebebiyle değil ama doğum günü tarihimle beraber yollanan, dolayısıyla benim bu post'ta yayınlamaya uygun gördüğüm, büyük bir mutlulukla aldığım, ağzımı kulaklarıma vardıran hediyeler :)



Sevgili Tuğçe'den gelen pakete asıl vesile bir blogta (http://coloredbooks.blogspot.com/) katıldığım ''Kırtasiyeleşelim mi?'' etkinliği oldu. Tuğçe(http://kitapasigi.blogspot.com/) ile tanıştım bu vesileyle :) Bakar mısınız paketin güzelliğine... Böylece okumam gereken bir kitap daha oldu ve çok çok çok güzel oldu :)




Oşşşş yoruldum yazmaktan....

Neyse ki sona geldim.
Bu son hediyeyi ise facebooktan dahil olduğum bir grupta yapılan çekiliş sonucu şanslı kişilerden biri olarak aldım :)
Dizisini Kanal D'de beğenerek-sevgiyle-ilgiyle izlediğim ve ''Acaba kitapta nasıl işlemiş bunu Orhan Kemal?'' diye düşünürken paketten bu kitabın çıkması oldukça ilginç oldu benim için :)




MUTLULUKLAR HEP OLSUN! :)

Sevgiyle....

25 Eylül 2012 Salı

BİLİYORUM

Biliyorum çok geciktim,
Yazmam gereken o kadar çok şey birikti ki...
Ekim ayına gircez, ben halaaaa Eylül ayını anlatacağım :)
İş yerim çok yoğun, işlerim birikti, laf olsun diye değil esas'lı bir yazı yazmak istiyorum.
Ama az kaldı,
Vuslat yakındır...


4 Eylül 2012 Salı

GÜZEL EYLÜL'ÜM GÖRSEL EYLÜL'ÜM

Madem attım bir adım devamını getireceğim ki beni kanser etmesin: ''ay yazmıyorum, ay bu işi de mi yarım bırakcam'' bıdı bıdı bıdı diye söylenip durmayayım, kendime de yeni bir kusur bulmayayım!..

Dün aldığım kararla hem uygulamaya hem yazmaya başladığım Eylül Kazanımlarımı bugün görselliyorum efen'im, buyursunlar :

Evden çıkmadan evvel son durum nedir, asayiş berkemal midir, blogumu yazarsam mahallemin de fotoları olsundur(!) diye hem aşağı hem yukarı mahalle kontrol edilir(ne alakaysa :) ) :






Apartmanın hemen önünde yoluma çıkan Çınar yaprağı da hemencecik kayıt altına alınır. Annem o esnada camdan bana seslenmektedir: ''Ayşegüüüül, o yaprağı kitabının arasına koyarsııın.'' Sen dersin de ben yapmaz mıyım annecim?? Ama Ayşegül'ün aklında o Çınar yaprağını masum masum kitap arasına koymaktan çok daha fazlası yer almaktadır: Modifiye Çınar! ( ilerleyen günlerde bu Çınar yaprağının akıbetini de öğreneceksiniz.)

Çınar yaprağı, başına gelecekleri bilmezden evvel...
Kahvesine doyum olmayan ve o gün, gitmek için can atılan arkadaş'ın yanına Türk kahvesi-çikolata ve tabii gün boyu bana eşlik eden Çınar yaprağı ile varılır.

Bitterden vaz geçmem ama Bitter olmayınca da her nevi çikolatayı kahvenin yanında tüketebilirim. Bu, toto mu toki mi her ne abidik gubidik bi çikolata olsa bile!..

Sonrasında tabanvayla bir sürü yol tepilir. Hayır yani senin neyine hiç kaldırmadığın totonu ordan oraya sürüklemek! Sonrasında Pazar günü ''ay bacaklarım ay ayaklarım'' diye diye pert olmuş vaziyette yatarsın! Al sana Eylül Kazanımı :)


Kentsel Dönüşüm vesilesiyle kavuştuğumuz Trabzon Kalesi manzarası.

Benim vazgeçilmezim eski-taş binalar, metruk evler...








Kara Göründüüüü nidasıyla Trabzon Meydanı'na varırım, Tilki misali, bacaklarımı dinlendirecek Dükkan' ıma dönerim :)

Veee gelelim taaaa üniversite yıllarımdan kalma, ''el emeği göz nuru'' işler yapma isteğim ve yeteneğime. Yıllardır aklımda ve yıllardır hiçbirşey yapmıyorum! Nedir bu üzerimdeki ölü toprağı serpilmiş hal, anlamadım gitti. Bi silkinmem lazım, kendime gelmem lazım! Sevgili Deniz'e bi kitap ayracı yaptım ama hala son halini vermedim. Çınar Yaprağı ile yapmak istediğim şeyler var; umarım bu hafta sonu itibariyle her ikisini de güzel bir şekilde neticelendiririm. Neyse ki harekete geçmek adına bir adım attım:

Bakalım sadece bu üç malzeme ile neler çıkaracağım ortaya?..


Ve tabiki Eylül ayına dair kazanımlarımın başında bu blog geliyor :) İnşaallah devamını getiririm ve bana iyi gelir.
Sevgili Blogum ve bütün günümde bana eşlik eden Çınar Yaprağım :)

1 Eylül 2012 Cumartesi

SAAT KAÇ?


Selamlar olsun!
Bugün itibariyle,
Canım Cicim Eylül Ay'ımın şerefine bloguma sahip çıkmaya, yazılarımı paylaşmaya ve bu işi ciddi bir sorumlulukla yerine getirmeye karar vermiş bulunmaktayım.
O kadar tedirgin oldum ki, nasıl yazsam, nereden başlasam diye yazımın başlığını dahi google'da arattırdım ''Başlama Cümleleri'' diye ve içlerinde en usturuplu olan ''Saat Kaç?'' cümlesiydi, ben de onu seçtim :)
Doğum günümün Eylül ayında olması,
Eylül'ün isim olarak dahi çok hoş olması,
Artık sıcak-güneşli yaz günlerindense Sonbahar aylarına ve havalarına kanımın ısınması
Eylül ayının romantik olması
Yaşadığım şehirde (Trabzon) Eylül ayında her rengin her tonunu görme imkanına sahip olmam... vb. nedenlerden ötürü bu ay'ı kendime özel kıldım ve bugünün tarihi olan 1 Eylül C.tesi itibariyle de Eylül ayında yaşayacaklarımı, KAZANIMLARIMI yazmaya karar verdim.
Oyhh çok ciddi cümleler oldu bunlar ama ürkmemeli, ürkütmemeli, karamsarlığa kapılmamalıyım :)

HEM RENGARENK HEM DE PUSLU EYLÜLÜM

Şimdi Efen'im bugün uyandığımda aklıma gelen ilk şey ''Eylül başladııııı! 11 gün sonra doğum günüüüm! Bir sürü kutlama ve hediye alacağım!'' oldu ve iç sesim dedi ki: ''Artık yapmak istediğin şeyleri yap; Hayatını iyi değerlendir; Güzel şeyler yap; Üretken ol.'' Ben de, her zaman yaptığımın aksine hemen yataktan çıkmak yerine çok sevdiğim kitabım Shantaram'ı okudum yatağımın içinde. Bu bile benim için bir farklılıktı. Zira sadece geceleri yatak içinde kitap okumaya alışkın biri olarak böylelikle bu rutinin dışına çıkmış oldum. (Yani insanlık için küçük ama benim için büyük bi adımdı ;) )



Sonrasında kendimi sokağa attım ve bugün Trabzon'a hakim olan hafif çiseli, hafif puslu ama mis gibi havada yürümeye karar verdim, her nereye gidersem gideyim. Daha apartman kapısından yeni çıkmıştım ki evimizin biraz ilerisinde bulunan Çınar Ağacı'nın gayet biçimli, kuruduğu için dalından kopmuş ama hala çok güzel görünen yaprağı kesti yolumu. Sahip çıktım hemen ona ve 1.5 saatlik yürüyüşümde elimi tutarak eşlik etti bana.



Derken soluğu uzun zamandır gitmek istediğim bir arkadaşımın evinde almaya karar verdim. Yanımda 1 paket Türk kahvesi ve kahvelerimizle sohbetimize eşlik edecek çikolatayla beraber vardım gittim. Bütün bunları yaparken de yolda  kah durarak kah karşı kaldırıma geçerek kah manzaramı bölen arabalara sitem ederek bol bol fotoğraf çektim.

Yine içimde yer eden, yapmayı çok istediğim halde yapmadığım için düşünsel ağırlığı çok fazla gelmeye başlayan ''El İşi, Hobi... vs'' faaliyetlerine başlamak adına girdim bir ''Hobi Malzemeleri'' satan dükkana, aldım ilk malzemelerimi; Vatana Millete Hayırlı Olsun.

Şimdilik KAZANIMLARIM bu kadar.

Korkmayın; Tabi ki devamı gelecek ;)A