18 Kasım 2013 Pazartesi

^^EGOYU KİTAPLA BESLEMEYİN^^

Günümüzde fertlerin zihin ve his dünyasında benlik ve enaniyet hâkim. Çünkü insanlar kişisel gelişim kitapları ve kitle iletişim araçları eliyle bencilliğe yönlendiriliyor.

Egoyu kitapla beslemeyin


Günümüzde insanlar, her türlü iletişim kanalı ile adeta en güzel, en başarılı, en beğenilen, bir bakıma her şeyi en iyi bilen olmaya zorlanıyor. Kişisel gelişim kitapları da bu yolda büyük işleve sahip.
"Sen her şeyin üstesinden gelirsin.”, “Bunun için yeterli donanıma sahipsin.”, “Yeter ki içine dön, kendi gücünün farkına var.”, “Benliğinin sahip olduğu kudreti açığa çıkar.”… Kişisel gelişim kitaplarında bunlara benzer daha pek çok cümle var. Vurgulanan şey ise çok açık: “İnsanın yaşadığı bir sorunun üstesinden yine kendi benliği gelir. Son tahlilde insan, sadece kendine muhtaçtır!” ‘Egoyu yücelten ve insanı bir nevi putlaştıran bu kitaplar, uzun bir süre boyunca çok satanlar listesinde yer aldı, almaya da devam ediyor. Eminiz söz konusu kitapları okurken çoğumuzun aklına şu soru takılıyor: “İnsanoğlu gerçekten de kendi kendine yeter mi?”
Günümüzde tüketimi arttırmak amacıyla insanlar belli kimlik nitelikleri taşıyarak yaşamaya ve her alanda ‘en’ olmaya özendiriliyor. Beşer, her türlü iletişim kanalı ile adeta en güzel, en başarılı, en beğenilen, bir bakıma her şeyi en iyi bilen olmaya zorlanıyor. Medya kanalıyla pompalanan bu nitelikleri ne yazık ki içselleştirebiliyoruz. Haberimizin girişinde de örnek verdiğimiz gibi kişisel gelişim kitaplarına bu çerçeveden baktığımızda insanların ‘en iyi’ ya da ‘üstün’ olmaya teşvik edildiğini görüyoruz. Haliyle bireyler çocukluktan yetişkinliğe tüm hayatı boyunca başkalarını geçmeyi hedefliyor. Fakat gariptir ki herkesi geçip ‘en’ olduğunda da fert huzur bulamıyor. Çünkü ‘en iyi’ olmak her an kaybedilebilecek bir özellik. Celal Bayar Üniversitesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Özmen’le sürekli başarı hedeflenmesinin doğru olup olmadığını konuştuk.
Özmen, bu yönlendirmelerin ne yazık ki insanların kendilerini ve kimliklerini özgürce yaşamalarını, psikolojik ve sosyal huzuru bulmalarını engellediğini düşünüyor. Özmen analizine şöyle devam ediyor: “Hazır reçeteler verilerek ‘başarılı’ olmak o kadar kolay ulaşılacak bir şey gibi gösterilir ki kitabı okuyunca birçok insan, yaşamının bambaşka olacağı hayaline kapılır. ‘En’ olamamak başarısızlık gibi sunulduğundan insanı mutsuz eden bir kısır döngü başlar. İnsanlar kitaplarda sunulan hazır reçeteleri sorgulamak yerine kendilerini sorgulamaya ve kendisinin başaramadığını düşünmeye başlar.”
Kişisel gelişim kitaplarının önemli bir kısmı bireyin gelişimini öne çıkarırken, kişinin içinde yaşadığı toplumu adeta yok sayıyor. Sadece kendi gelişimini düşünen kişiler, toplumdaki problemlere kayıtsız kalıyor. İhtiyaç sahiplerini görmezden gelebiliyor. Oysa içinde yaşanılan toplumda yardımlaşma, uyum ve huzur yoksa o toplumu oluşturan bireylerin mutlu olması mümkün değil. Ayrıca insanların kişisel gelişime olan ilgi ve merakı kötüye de kullanılabiliyor. Piyasada yalnız ticarî kaygılarla çıkarılan ve çeşitli kampanyalarla ciddi satış rakamlarına ulaşan çok sayıda kişisel gelişim kitabı bulunuyor.

İnsanoğlu, Rabb’ine karşı acziyetinin farkına varmalı

Günümüzde fertlerin zihin ve his dünyasında benlik ve enaniyet hâkim. Çünkü insanlar başta kişisel gelişim kitapları olmak üzere kitle iletişim araçları eliyle bencilliğe yönlendiriliyor. Kendileri için tüketen, kendileri için yaşayan bireyler haline geldik çoğumuz. Dolayısıyla hayatın değişik kademelerinde belli bir konuma sahip kişiler, kendilerini diğer insanlardan daha farklı ve üstün görerek, çevresindeki insanlara karşı muamele ve tavrını da bu anlayışa göre şekillendiriyor. Hâlbuki makbul olan, hayatın yüksek bir gayeye, o gayenin de Allah’ın rızasına bağlanması. Modern dünyada uçsuz bucaksız egolara sahip insanların bunu unuttuğu aşikâr. Hatta arada o kadar ince bir çizgi var ki, kendisinin muhtaç olduğunu unutan birey, o çizgiyi geçtiğinde şirke kadar varabilmekte.
İnsanın; ihtiyacı olan herhangi bir şeyi elde etmeye istekli olmasına rağmen ona ulaşmada âciz, güçsüz ve yetersiz olduğunu, Rabb’inin duasını işiteceğini ve isterse ihtiyacını gidereceğini bilmesi lazım. Çünkü kul; fâni, sınırlı, zayıf, arzu ve ihtiyaçlarla kuşatılmış bir varlık olarak yaratılmıştır. Dua gibi bir ibadetin olması boşuna değil. Dua, büyük-küçük, güçlü-güçsüz tüm müminlerin Yaradan’a niyazda bulunması, acziyetini ifade etmesi anlamına geliyor. Şu ayet bu durumu en güzel şekilde gözler önüne seriyor aslında: “Ey insanlar! Allah’a muhtaç olan sizsiniz. Zengin ve övülmeye lâyık olan ise yalnızca O’dur.” (Fâtır, 35/15)
Tekkelerde üzerinde “Hiç” yazan levhalar bulunur ki bu, insana, enâniyetten vazgeçip acziyetini idrâk etmeyi hatırlatmak içindir. Bütün mesele kulluğumuzun farkında olmak. Elbette ki insanın toplumsal yaşam içerisinde hayatını idame ettirebilmesi için bir özgüvene sahip olması gerekiyor. Fakat bunun sürekli şişen bir ego şeklini alması, insanın kul olduğunu unutup bu bilinçten uzaklaşmasına kapı aralayabiliyor. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin analizinde olduğu gibi: “Günümüzde, özgüven mülâhazasıyla benlik, enaniyet ve ego öne çıkarılmış ve bu durum sâri ve öldürücü bir hastalık gibi yayılmıştır. Umum varlık ve genel nizama arkasını dönüp egonun karanlık labirentlerinde ömürlerini geçirenlerin kurtuluşa erdikleri görülmemiştir. Geleceğe yürümeyi plânlayanlar, egoizmayı bırakıp mutlaka herkesle ve her şeyle el ele olmalıdırlar. İradeler ve idealler; hakiki mânâda bütünleşmiş heyetlerin, kenetlenmiş azimlerin ve kolektif şuurların desteğini aldığı ölçüde gerçek değerini bulacaktır.” h.ilhan@zaman.com.tr

Ay Işığı Serinliği...Graham Greene

''Umutsuzluk, olanaksızı amaç edinmenin bedelidir. Denir ki, bu en bağışlanmaz günahlardan biridir. Namussuz ve kötü insanlar asla bu günahı işlemezler. Böylelerinin her zaman umudu vardır. Tam bir bozguna uğradıkları o donma noktasına asla gelmez onlar. Sadece iyi niyetli insanlar yüreklerinde cehennem bileti taşırlar.'' 

ALES, bir günüme yetti.

Hem beni yordu, hem de bütün günümü doldurdu.

Lakin Elhamdülillah sınavım çok iyi geçti.

Sınavları seviyorum ben ya...

Hele Türkçe sorularında öyle güzel paragraflar koyuyorlar ki, sınavı bırakıp o paragrafları keyifle okumak; cümle altı çizmek; notlar almak istiyorum =) Tuhaf mıyım ne! =)

Bununla beraber bugün başkaca, çok güzel gelişmeler de oldu ama onun yazısını belki yazarım belki de yoğunluğumdan sebep yine yazamam...

Ama çok mutlu olduğum bir gün oldu; bu kadarını yazayım en azından =)

Gelelim bu haftanın kitabına:

Dünya Klasikleri arasında yer alan, 
Öteki Yayınevi' nden çıkan, 
Graham Greene' ye ait 
326 sayfa olan,
''Ay Işığı Serinliği'' kitabı...



Kitabın arka kapak yazısı şöyle:

''Umutsuzluk, olanaksızı amaç edinmenin bedelidir. Denir ki, bu en bağışlanmaz günahlardan biridir. Namussuz ve kötü insanlar asla bu günahı işlemezler. Böylelerinin her zaman umudu vardır. Tam bir bozguna uğradıkları o donma noktasına asla gelmez onlar. Sadece iyi niyetli insanlar yüreklerinde cehennem bileti taşırlar.'' 

(Çok beğendim bu cümleleri!)

14 Kasım 2013 Perşembe

''Sokağa Çıkma Yasağı''



 ''Düşle gerçek arasında gidip gelen bu oyunda sokağa çıkma yasağı sonucunda bir otelde bir araya gelen insanların, birbirleriyle ve kendileriyle olan iletişimsizlikleri, yalnızlıkları, tepkisizlikleri anlatılıyor. Oyun dışarıdaki baskının ve sıkışıp kalma durumunun aynı zamanda insanın kendi içinde de yaşadığını ironik ve trajikomik bir biçimde izleyiciye yansıtıyor.'' diyor oyunun tanıtım yazısında.

Eser Civan Canova' ya ait olduğu için merakla gittim. Keyif veren bir oyundu.
Evde TV karşısında, neler olacağını tanıtım vtr' lerinden bile anlaşılan, dizileri izlemektense canlı canlı performans izlemek; sunulan metaforlara kafa yormak ve yaşanılan anların tekrarının olmayacağını bilmek; geçirilen vakti daha kıymetli, verimli kılıyor.

Oyuncu kadrosu genişti.

Gittim; izledim; beğendim.

Bu oyunu izlememe vesile olan Sevgili Deniz;
sana teşekkürlerimi sunuyorum...
Defalarca söyledim biliyorum ama tekrar söylüyorum:
Seni Seviyorum! =) =)

Tavsiye ederim.

10 Kasım 2013 Pazar

''DIANA- Yalnız Avlanan Tanrıça''

Bu kez; 
Can Yayınları' ndan çıkan
208 sayfa olan,
Carlos Fuentes' in yazdığı,
Pınar Kür' ün çevirdiği

''DIANA- Yalnız Avlanan Tanrıça''

Kitap; yazar Carlos Fuentes' in kendi hayatında yaşadığı aşkı anlatıyor.
Yani; gerçek hayattan alıntı...

Konusu:

41 yaşında ünlü bir şair ve yazar, sadık kaldığı tek şey edebiyat olan bir Don Juan ve 31 yaşında, güzelliğinin doruğunda bir kadın, ünlü bir sinema oyuncusu. Bir yılbaşı gecesi tanışan ve ikisi de evli olan bu iki kişi arasında tutkulu bir aşk başlar. Yazar, kadının gizemli güzelliğinin büyüsüne kapılmıştır, aşkla, şehvetle bağlanır ona. Ama adını bir tanrıçadan alan Diana, yalnızca kendinden daha ileride olan erkekleri kovalayan bir kadındır; yazardan bıkar. Yalnızca iki ay süren bu birliktelik, "Carlos Fuentes"in Diana ya da "Yalnız Avlanan Tanrıça" romanına konu olur. Romanın başkişilerinden Diana, 41 yaşında intihar eden ünlü Amerikalı oyuncu Jean Seberg, yazar da Carlos Fuentes'tir; Diana'nın kocası ise, ünlü Fransız yazarı Romain Gary. Aradan 26 yıl geçtikten sonra bu kısa, ama yoğun yaşanan aşkın romanını yazan Fuentes, "Diana'nın öyküsü bir hayaldir," diyor, "çünkü tüm aşklar gibi yaşamın kendisi de bir hayaldir."

31 Ekim 2013 Perşembe

AĞRI DAĞI EFSANESİ ... YAŞAR KEMAL


Nasıl bir kitap bu biliyor musunuz?
Su gibi, dupduru, sade, içindeki taşları gösteren...
Nefes gibi, derinlere işleyen ve rahatlatan...
Rüzgar gibi, ferahlık veren...

Adını çok duyduğum ama hikayesini bilmediğim bu kitabı okumak, bir kitapsever olarak bana çok iyi geldi.
Kaldı ki okunmaya fazlasıyla değer!
Üzerinde konuşulan tek bir kelimenin bile ağır geleceği, şahsına münhasır bir kitap.

Sanki bir cümle daha eklenseymiş fazla gelirmiş;
Sanki bir cümle yazılmasaymış eksik kalırmış gibi...
Öylesine TAM bir kitap!

Hiç bir ticari kaygı, satılma endişesi taşımadan, içtenlikle, samimiyetle, içinden geldiği ve olması gerektiği gibi yazıldığı o kadar ortada ki!..

Dili çok güzel; rengarenk ama sade...
Üslubu çok güzel; sarıp sarmalıyor...

Tabi ki Ağrı Dağı' nı ve Halkını anlatıyor.
Bu anlatışı; bir yiğit, bir güzel ve bir efsane ile süslüyor.

120 sayfa.

Kitabın bir diğer, EN GÜZEL yanı, içinde yer alan çizimleri, Yaşar Kemal' in yakın arkadaşı Abidin Dino' nun yapmış olması.
Ama bu çizimler de o kadar yalın ama bir o kadar da güçlü ki!..
Aynen bunun gibi:


Efsaneyi okurken aklıma hep ''Hasan Boğuldu'' filmi geldi.
Hani şu Kazdağları' nda yaşanan efsanenin anlatıldığı; baş rollerinde Hülya Avşar ve Yalçın Dümer' in yer aldığı film. Hüzünlendim... 

AŞK OLMASAYDI, DÜNYA DÖNMEZDİ; HİÇ... HİÇ BİR ŞEY OLMAZDI!..

Yaşar Kemal' i ilk okuyuşum bu kitapla oldu ama devamı mutlaka gelecek ve gelmeli de!..
Böyle kaç yazar yetişir ki bir memlekette veya dünyada???

Siz de mutlaka okuyun!
Kitaplığınızda Y.Kemal' in en azından bir kitabı; aslında bu kitabı mutlaka bulunsun!

Bu sağlam eser için Yaşar Kemal' i ve içindeki hassas çizimler için Abidin Dino' yu saygıyla ayakta alkışlıyorum!

Ve bu kitabı okumama hem sebep hem de vesile olan Yalı Çapkını Ajans Bloguna tekrar teşekkürlerimi yolluyorum.

''BENİM DÜNYAM'' Filmi


Şu aralar revaçta olan ve izleyiciyi kendine çeken bir film ''Benim Dünyam''.

Çoğunluğun ilgisini çekmesinin nedeni tabi ki Beren Saat; aynen bende olduğu gibi.

Peki filmi ve B.Saat' i beğendim mi?

Çok değil ama evet beğendim.

Bir defa Türk filmleri desteklenmeli ki daha fazla ''bizim'' hikayelerimizi ve ''başka'' hikayeleri, ''bizden'' birileri, ''bizim dilimizden'' anlatsın. Bıktık artık kısır döngüye giren yabancı menşeili filmlerden. ''Bizim dilimizden'' derken kastettiğim Türkçe olması değil; bizim kokumuzu taşıması...

Filmin üst sıralarda yer bulmasını ; dikkat çekmesini isterim. 
Çünkü; çok önemli bir konuya, ''normal(!)'' insan sınıflandırmasının dışında kalan, -nedense- ''farklı'' ve hatta ''korkulacak'' insan kategorisine dahil edilen engelli insanlara dikkat çekiyor.

İnsanı insan yapan özelliklerin dış görünüşle, vücut bütünlüğüyle ve hatta akıl bütünlüğüyle değil ruh bütünlüğüyle, bu dünyaya gönderilmiş olma ile bağlantılı olduğu bilgisinden, sevgisinden, hoş görüsünden ve bilincinden mahrumuz ya; çok üzülüyorum.

Bununla beraber hikaye çok çabuk, pat pat pat ilerliyor ve sanki sade ve sadece ağlatmaya odaklı devam ediyor. (evet filmi izlerken ağladım; aynen diğer bayan izleyicilerde olduğu gibi...). Filmin böyle bir olumsuz imajı oldu benim üzerimde.

Aynen buradaki yazımda bahsettiğim Sol Ayağım Kitabı ve İçimdeki Deniz filminde olduğu gibi...

''İntikam'' dizisinde oynayan B.Saat' in siyah kıyafetler içinde, neden ara ara işitme engelliler için özel hareketlerle aktarımda bulunduğu bu filmle ortaya çıkmış oldu böylece.

''Benim Dünyam'' filminde asıl dikkatimi, çocuk oyuncu Melis Mutluç çekti.
Şimdilerde, Star TV' de yayınlanan ve benim de ilgiyle, gülerek takip ettiğim ve izlerken dizi paylaşımlarımı twitter hesabımdan yaptığım ve yapımcı firmanın twittlerime karşılık verdiği ''Aramızda Kalsın'' dizisinde oynuyor Melis. Oyunculuğu takdire şayan. Dizide, aynen filmde olduğu gibi Uğur Yücel' le beraber oynuyor. Yani kadrolar ayrıştırılmamış.


Melis bundan önce, ''Muhteşem Yüzyıl'' dizisinde Mihrimah Sultan' ın küçüklüğünü canlandırıyordu ve orada da izlerken ''vay canına; çocuk olmasına rağmen çok iyi oynuyor! şu afraya tafraya, emr-i vaki tavırlara, göz süzmelere bak! gelecek vadediyor!'' diyordum. Orda da yine ''Aramızda Kalsın'' dizisinde kardeşi rolünde olan erkek çocukla beraber oynuyordu. 
Yani yukarıda da dediğim gibi, kadrolar ayrıştırılmamış =)
Böylece de birbirine alışmış oyuncularla oluşturulan farklı setlerde verim üst planda tutulmuş.

Filmdeki cefakar, vefakar anneyi canlandıran Ayça Bingöl ise yine her zamanki gibi, ''bizim evin kızı/ablası/annesi'' sıcaklığında ve doğallığında oynamış. Kendisini, minyon tipi ve küçük yüzü sebebiyle küçük ablama benzetiyorum ve bu sebeple ayrı seviyorum =)

Sözün özü: 

''Benim Dünyam'' filmini izleyin ve Farkındalık kazanın!
İnsanlara, ''insan'' oldukları; Yaradan' ın yarattıkları olduğu için, Yaradan' dan ötürü kıymet verin.
''Aramızda Kalsın'' dizisini izleyin =)
Twitter hesabımı takibe alın ve takipte kalalım; özellikle dizileri izlerken retweet' leşelim =)
''Aramızda Kalsın'' dizisinde esas oğlan Civan rolündeki Caner Cindoruk' u özellikle izleyin ;)
Ve Civan' ın yukarıdaki yeşil renkli gömleğini benim gibi beğenin. (ne demekse bu?? =) )

23 Ekim 2013 Çarşamba

''SOL AYAĞIM'' Kitabı... Christy Brown


Yukarıda gördüğünüz muazzam kapağa sahip ''Sol Ayağım'' kitabı bence herkesin okuması gereken bir kitap.
172 sayfadan oluşan kitap, gayet rahat okunabilir şekilde yazılmış, her yaşa hitap eden bir kitap.

Büyük-küçük herkesin okumasını lüzumlu görmemin sebebi; elimizdekilerin nimetini, hiç yoksa bile sağlığımızın-beden bütünlüğümüzün kıymetini bilme noktasında rehber niteliğinde olması.

Üslubu basit, sayfası az, kısa bölümlere ayrılmış ve yazı karakterinin büyük olması sebepleriyle çocukların da kolaylıkla okuyabileceği bir kitap. Zaten yazar Christy Brown, çocukluğundan itibaren yaşadıklarını yazdığı için bolca çocuk anısı barındırması sebebiyle de çocukların -en azından 11-14 yaş arası çocukların- ilgisini sürekli tutabileceğini düşünüyorum.

Öyle yerleri var ki, okurken o an kitabı kapatıp şükretme ihtiyacı duydum. Bundan sanmayın ki bunalıma sürüklüyor. Hayır. Biz ''normal'' insanların rahatlıkla yaptığı her işin, ''farklı'' yaradılıştaki engelli insanlar için ne denli zor ve yapılması uzak işler olduğunu görünce şükrettim.

Yazar ve kitaba ilişkin bilgi:
Christy Brown (5 Haziran 1932 – 6 Eylül 1981), İrlandalı yazar ve ressam
23 çocuklu bir ailenin, hayatta kalabilen 13 çocuğundan biri olarak Dublin'de doğmuştur.Beyin felci ile dünyaya gelmiş ve uzun süre hareket ve konuşma yetenekleri olmadan yaşamıştır. Doktorlar, başlangıçta C.Brown'un zihinsel olarak özürlü olduğunu düşünmüşlerdir ve öleceğini söylemişlerdir. Fakat annesi doktorların sözüne aldırmayarak oğlunun eğitilebileceğine inandı. Annesinin bu çabaları sonuç verdi ve Christy Brown sol ayağını kullanarak yazmayı ve resim yapmayı başardı. Konuşmaya başlaması ile birlikte, doktorlar tedavi biçimini değiştirerek fizyoterapiye ağırlık vermişler, böylelikle yazar daha rahat hareket edebilmeye başlamıştır.
Yaşamı boyu yardıma muhtaç olarak yaşaması onun İrlanda'nın tanınmış yazarları arasına girmesini engellememiştir. Sadece sol ayağını kullanarak yazdığı eserler, onun dünya çapında bir üne kavuşmasını sağlamıştır.
Kendi hayat hikâyesini yazdığı Sol Ayağım (My Left Foot) adlı eseri filme alınmıştır. Baş rolünü Daniel Day Lewis' in oynadığı Sol Ayağım filmi büyük bir başarı kazanmıştır. Bu tarzda yazdığı diğer kitabı da (Down All The Days) en çok satanlar listesine girmiştir.
Londra'ya yaptığı birkaç ziyaret dışında bir kere de Amerika'ya giden yazar, tüm yaşamını Dublin'de geçirdi.
Christy Brown 1981'de öldü. Christy Brown hayat hikâyesinin bulunduğu Sol Ayağım kitabında annesine sık sık teşekkür etmektedir. Ailesi onunla hep gurur duyduğunu belirtiyor.

Filmin afişi:



 Bu kitap bana, baş rolünde Javier Bardem' in oynadığı, genç yaşında tetrapleji hastası olan genç bir adamı konu alan ve gerçek olan ''İçimdeki Deniz'' filmini hatırlattı.


Bu yazı vesilesiyle sizlere hem kitabı hem de iki filmi tavsiye ederim.

Sevgilerimle...

''KAIKEN'' Kitabı ... Jean Christophe Grange


Yine bir Grange kitabı ve tabi yine sürükleyici bir gerilim/macera kitabı...

Okuduğum Grange kitaplarının sayısı böylece, ''Leyleklerin Uçuşu'', ''Sisle Gelen Yolcu''''Siyah Kan'' ve ''Şeytan Yemini'' kitaplarından sonra 5' e ulaştı.

Beğenim açısından sıralamayı en beğendiğimden başlamak üzere Siyah Kan, Sisle Gelen Yolcu, Kaiken, Leyleklerin Uçuşu ve Şeytan Yemini şeklinde yapabilirim. Yani Siyah Kan hala ilk sırada benim için.

Bu sefer hikaye Japon Kültürü üzerine kurulu. Böylece hiç gidip görmediğiniz halde Japonya, Japon halkı, Japon filmleri-sanatçıları-ressamları-yönetmenleri, Japon sporları, Japon örf ve adetlerine ilişkin şeyleri bu kitap sayesinde öğrenebiliyorsunuz. Ama öyle böyle değil! Ciddi bir araştırmanın ürünü ''Kaiken''. Dolayısıyla eğer benim gibi farklı kültürlere, kelimelere, insanlara meraklıysanız büyük bir keyifle, merakla okuyacağınız bir kitap. 

Kitabı gerçekten elimden bırakmak istemedim.
Zaten artık Grange ve hayal dünyası, üretkenliği, yazarlığı, kurgulamaları üzerine bir şey söylenecek gibi değil. Adam, yazıyorrr! ;)

Grange' ı ve nasıl yazdığını merak edenler aşağıdaki linke tıklayabilir:


Bu video ile Grange' ın da ''erken kalkanlar'' tayfasından olduğunu öğrenmem, nedense beni hiç şaşırtmadı :)

Ve ayrıca kitabın siyahlı-yeşilli kapağındansa Doğan Kitap aracılığıyla çıkarılan Türkiye' deki kapağı bence daha güzel.

Kitaba adını veren ''Kaiken'' nedir sorusunun cevabı aşağıda: 


Yani Kaiken, samurayların karılarının intihar ederken kullandıkları hançere verilen isim(miş).

Grange diğer kitaplarında olduğu gibi bu kitabında da Subaru marka arabadan, Iphone marka telefondan, Lexomil marka rahatlatıcı haplardan, ''psişik, psikotik, psikoz'' kelimelerinden vaz geçmiyor :)

Bizim bildiğimiz tabirle ''harakiri''nin resmi adının ''seppuku'' olduğunu da yine bu kitaptan öğrendim.

Ben bayram tatilimde hemencecik bitirdim bu kitabı. Yani verimli bir bayramdı benim adıma ;)
Su içer gibi okudum!

Yazımın sonunda Sevgili Deniz' e bu güzel hediyesi için teşekkür ediyor, öpücüklerimi yolluyorum.

Seni Seviyorum Deniz!
İyi ki tanıştık ve iyi ki arkadaş olduk!
Tez zamanda Trabzon' da görüşmek dileğiyle ;))))

10 Ekim 2013 Perşembe

KELİME OYUNU VE BEN

VE GELELİM İSTANBUL' U YİNE GÖRMEME VESİLE OLAN VE KAZANDIĞIM İÇİN İSTANBUL+ÖDÜL ZEVKİYLE KATMERLENEN, YANİ TADINDAN YENMEYEN, YANİ DONDURMALI KADAYIFA DÖNEN ''KELİME OYUNU'' YARIŞMA PROGRAMI İLE İLGİLİ LİNK PAYLAŞIMIMA:


YARIŞMAYI İZLEYEMEYENLER VE BENDEN LİNK BEKLEYEN SEVGİLİ ARKADAŞLARIM;
YARIŞMA YOUTUBE' A DÜŞTÜ VE YOUTUBE DİREKT OLARAK BENİM GÖRÜNTÜMÜ ATADI :) SEVİNDİRİK OLDUM MU??? KESİNLİKLE EVET!!! :)

http://www.youtube.com/watch?v=xNeYPK8fsLs

BU ARADA 2 GÜN EVVEL TRABZON' DA 2 GENÇ BAYANIN BENİ TANIYIP, DURDURUP, SOHBET EDİP TEBRİKLERİNİ SUNMALARI ÇOK HOŞ BİR DUYGUYDU BENİM ADIMA :)
DAHA DA FAZLASI OLACAK İNŞAALLAH!

BUGÜNLÜK BENDEN BU KADAR PITIRCIKLAR!

HAMİŞ: FECİ HASTA OLDUM; YARIN KBB DR.U İLE RANDEVUM VAR; HAYIR DUALARINIZI EKSİK ETMEYİN Kİ BAYRAMI ÇOK GÜZEL GEÇİREYİM, OLUR MU?

SELAM, SEVGİ VE DUA İLE...

5 Ekim 2013 Cumartesi

''KELİME OYUNU'' PROGRAMINDA BEN VARDIM VE KAZANDIMMMMM :) :) :)




BİRAZDAN SHOW TV' DE KELİME OYUNU PROGRAMINDA OLACAĞIM.
BUGÜN ÖĞLEN SAAT 5' TEKİ CANLI YAYININ TEKRARI VERİLECEK.
İZLEYEMENLER BUYURSUN İZLESİN :)
KA ZAN DIIIIIIIIIIIIIIIIIMMMMMMMMMM !!!!!!! :))))


SONRADAN İZLEMEK İSTEYENLER İÇİN İSE LİNK: 

http://www.youtube.com/watch?v=xNeYPK8fsLs


2 Ekim 2013 Çarşamba

Gök Yüzünün Üzerinde 3 Metre...kitap...Federico Moccia

Aşağıdaki yazıyı, yine aşağıdaki müziği açarak okuyun; hadi bakalım ;)


Görselini aşağıda gördüğünüz, 
April Yayınları' ndan çıkan, 
438 sayfa olan, 
İtalyan yazar Federico Moccia' ya ait 
''Gökyüzünün Üzerinde 3 Metre'' kitabı, 
ön ve arka kapağı sayesinde, 
okumazsam bile aliyim kitaplığımda dursun, baktıkça içim açılsın, hayaller kurayım, mutlu olayım, aşkı yaşayayım dedirten bir kitap. 
Baksanıza şunun güzelliğine... 
Bu açıdan, April Yayınları' nı kutluyorum! 
Bence sadece kitabın içeriği değil dışı da kendini sattırır, ilgi çeker, mutlu eder,... vs.


Ben ki Fransa (Paris) düşkünü biri olarak, bu kitabı Fransa' yı hayal ederek aldım. 
Biliyorum kapakta Pisa Kulesi var; yani mekan Roma ama olsun; hayallere ket vurulamaz ya! ;)

Hem bu kitabın kapağını, aşağıdaki en çok sevdiğim 2 kupanın karmasına benzetiyorum. Sol kupadaki mekan zaten bana göre Paris; hem yeşil, eski model bir araba var; sağ kupada ise scootera binen yeşil kazaklı bi kız var; daha ne olsun...
                      

Samimiyetimle ve Sevgimle :)

1 Ekim 2013 Salı

Bekle Beni İstanbul! :)



SELAMÜNALEYKÜM CANLAR! :)

MERABA ARKADAŞLAR! :)

ALLAH(C.C.), İZİN VERİRSE BU PERŞEMBE-CUMA-C.TESİ-PAZAR ( 3 EKİM- 6 EKİM TARİHLERİ DAHİL ) İSTANBUL' DA OLACAĞIM.

ARANIZDA İSTANBUL' DA YAŞAYANLARLA, BİR ÇAY İÇİP SOHBET ETMELİK SÜRECİK DE OLSA GÖRÜŞMEK İSTERİM.

E TABİ SİZ DE BENİMLE TANIŞMAK, SOHBET ETMEK İSTERSENİZ :)

BU KONU İLE İLGİLİ BANA asgul829@gmail.com MAİL ADRESİMDEN ULAŞINIZ LÜTFEN ;)

GÖRÜŞMEK DİLEĞİ, ÜMİDİ İLE VE GÖRÜŞMEK ÜZERE! :)

26 Eylül 2013 Perşembe

''Fil ile Karınca'' Kitabı.... Vince Poscente


yeni bir kitapla daha karşınızdayım.
dolayısıyla bir kitabı daha bitirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum.
lütfen lütfen lütfen bana dünyadaki bütün kitapları okuyup, beğendiğim yerlerin altını çizip, diğer insanlarla paylaşmak için çok çok çok fazla süre ve imkan verilsin. lütfen lütfen lütfen.

''fil ile karınca'' kapaktan da anladığınızı gibi, bir kişisel gelişim kitabı.
bunu duyunca içinizden bazılarının ''hiç sevmem kişisel gelişim kitaplarını; sıkıcı oluyorlar; hepsi aynı şeyi tekrarlıyor; ne varsa insanın kendisinde var.'' dediğini biliyorum.

aslına bakarsanız ne zaman elime bir kişisel gelişim kitabı alsam, her defasında ''çok fazla kişisel gelişim kitabı okudum. şimdi bunu okumama gerek var mı? sıkar mı beni? o kadar çok okudum ki yazar leb demeden ben leblebiyi anlar mıyım? bu kitabı aldığıma/okuduğuma/ayırdığım zamana değer mi?'' düşünceleri benim de zihnimden geçer.
ammaaa hiç de öyle olmaz.
dediğim gibi kitaplığımda çokça bu tarz kitap var; okunmuş olan veya okunmayı bekleyen veya da okunup başkasına hediye edilen. ve lakin hiç birini okuduğum için pişmanlığım, bunalmışlığım yoktur.

kişisel gelişim kitaplarımı sizlerle paylaşmayı çok istiyorum. hepsini biraraya toplayıp bir fotoğraf çekmek, sonra teker teker tanıtmak filan... böylece kitaplığımda da hepsi aynı yerde olmuş olacak.

bugünlük sizinle okuduğum ''fil ile karınca'' kitabını ve okunmayı bekleyen 2 adet kişisel gelişim kitabının sadece fotoğraflarını paylaşacağım. tez zamanda bitirebilmem dileklerimle.

lafı çok uzattım; gelelim yazımın sebebi ''fil ile karınca'' ya;
artık benim de içimde bir fil var ve adı ''elgo'' :)
onunla konuşuyorum. elgo' nun mutsuz olacağını hissedersem, beni istediğim yolda elgo ile mutlu edecek seçeneğe yöneliyorum. nasıl mı? inanın bunu cevabı, kitapta saklı.

kuzenimin hediyesi olan ''fil ile karınca''yı okurken bir ara dayanamayıp kuzenime cep tlfu mesajı yolladım: ''Adir (kitaptaki karınca), aynı ben!'' diye :)

bakın aşağıda kitabın ''içindekiler'' kısmını fotoğrafladım; çünkü başlıkları çok beğendim.
kendi not defterime bile bu başlıkları not alıp karşılarına notlar düştüm; gülücükler attım filan :)
bu ''içindekiler'' kısmını beğenme işi ilk kez '' Michel Ende' ye ait MOMO Kitabında '' başıma gelmişti.
''aaa bu benim!'' dediğim kısımlar ise '' Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer '' kitabında da vardı.


Amma ve Lakin, ''Fil ile Karınca'', bilinç-bilinçaltı kavramlarına öyle akılda kalıcı, kişinin kendi bilincini ve bilinçaltını anlamasına yardımcı olucu, öyle farklı, öyle ''bilinçlendirici'' ve farkındalık oluşturucu yaklaşıyor ki, benim gibi kitabın neredeyse her cümlesinin altını çizmek durumunda kalıyorsunuz.

aşağıda fotoğraflarını koyduğum kısımlar çok çok çok ufak notlar.
asıl vurucu mesajlar, çok bunaldığınızda kullanmayı öğrendiğiniz SOS cümleleri kitabın içinde çokça.

sıklıkla tekrarlanan özel durumlar var.
böylece okuyup beğendiğiniz ama ertesi gün unutma potansiyelinizin yüksek olduğu ama unutmamanız gereken yerler, sizin için size sunuluyor. yani bilinçaltınız destekleniyor.
tıpkı özellikle duyusal medyada, reklam veren şirketin tlf numarasının veya sloganının üstüste tekrarlanarak bilinçaltı düzeyinizden bilinç düzeyinize yükseltilmesi gibi...

çok mu konuştum? :)
kitap topu topu 141 sayfa ama emin olun, okumanız gerekir.
ya da şöyle söyleyeyim; eğer kendinizi yalnız, başarısız, istediği hedefe ulaşamıyor hissediyorsanız; amaçla aracı karıştırıyor, hedefinize doğru ilerlediğiniz yolda aklen-ruhen ve ne yazık ki madden geri dönüşler yaşıyorsanız, okumalısınız.

ben okuduğum için mutlu oldum.
teşekkür ederim kuzen :)

24 Eylül 2013 Salı

BENMİŞİM... ( SİYAHLI BEN)

Bu hafta sonu, sırası ile Giresun ve Ordu' daydım. Giresun' a, üniversiteden bir arkadaşımın düğünü için; Ordu' ya ise düğünün devamındaki eğlenceye arkadaşımın evinde devam etmek için gittim :) Üniversiteden çok sevdiğim iki kız arkadaşımın Ordu' da yaşadığını, diğer yazılarımdan biliyorsunuzdur.

Düğünde ne kadar şıkır şıkır giyinmişsem, makyaj yapmışsam; arkadaşımın evine girince bir hızla soyunup dökünüp, makyaj çıkarıp, rahat kıyafetlere bürünmem bir oldu.

Aşağıdaki fotoğraflar, evinde kaldığım arkadaşımın, ''Ayşeeee bir de siyah topuklu giydin mi, süper olacaksın! :)'' demesiyle ve akabinde işi iyice şebekliğe dökmemizle ortaya çıktı. Sonrasında ise fotoğrafları çok beğendik :D Pilates hocası gibi çıktım :D Ve ayrıca bu fotoğraflar, verdiğim kiloların resmidir! :) Accık daha kilo versem, daha iyi olacağı kanısındayım.

Bu arada fonda NEV' den ''BENMİŞİM'' şarkısı eşliğinde bakarsanız fotoğraflara sevinirim.


Sanırım blogumda ilk defa kendi fotoğraflarımı paylaşacağım. Hadi bakalım...

         

             

             

                


                                    


Son 3 fotoğraf ise ''takım elbise altına beyaz çorap giyen erkekler''e gitsin :D :D :D 

     

Not: Düğündeki şıkır şıkır halim de aşağıdadır; sağdan 3. yüm efen' im...

Bu iki güzel, genç insanı Rabbim mutlu etsin; yuvaları örnek, güzel bir yuva olsun İnşaAllah.


İçimde kaleler inşaa ettim kırılmamak adına 

Harcına gözyaşı döktüm daha da sağlam olsun diye 
Şimdi yarattığım zindanlarda ışıksızım 
Kaçtım kendime saklandım her küstüğümde 
Vazgeçtim aynalardan vakitsiz uykularda 
İnsan kendine rağmen yaşamayı bilmeli bazen 
Benmişim kendimden bir korkak yaratmışım 
Kendimi korurken en çok ben ürkütmüşüm 
Benmişim kendini savunurken en çok hançerleyen 
Bir meçhul olmuşum failim ben 
Ama beni bana küstüren beni bana kırdıran 
Kalpsizin hiç suçu yok mu? 
Kim demiş aşıklar hep mutlu olurlar diye 
Hesapsız seveceksin, canın ağzına gelse de 
Vururken yalnızlık yüzüne 
Sen pay edersin gönlünü onlarca hüzüne

23 Eylül 2013 Pazartesi

''Kötü Yol'' Kitabı (Orhan Kemal)

Kitap, Everest Yayınları' ndan çıkma ve 226 sayfa.
Söylememe gerek var mı bilmem ama tabi ki tam Türk filmi tadında bir kitap.



Hatta belki hatırlayanınız vardır. Geçen sene Kanal D' de bu kitabın dizisi yapılmıştı. Baş rollerde, çok beğendiğim İlker Aksum, Cansel Elçin ve -ayyy ayıp olacak ama kızın adını bilmiyorum :) - vardı. Hakikaten ayıp ya; bi dakka hemen bakıp dönüyorum.
.
.
Tamam, Şükran Ovalı imiş adı :)
Kızın adını bilmediğime bakmayın. Dizideki oyunculuğunu ve en son oynadığı ''Avrupa Avrupa'' dizisindeki komik şizofren kız canlandırmalarını çok beğenmiştim.



Kötü Yol dizisinden bir kare...

Kitabın arka kapak yazısı şöyle:
''İnsanı hayali kahramanlarla çevirmeden, zayıflıkları, güçsüzlükleri ile benimseyen ve olduğu gibi seven yazarların başında gelen O.Kemal, edebiyatımızda sıradan insanın yaşam kavgasını en iyi anlatan yazarların başında gelir. İnsanın yitirdiği onurunu yeniden kazanışını anlatan Kötü Yol, maceralı kurgusu ile de okurların ilgisini çekecek romanların başında geliyor.''


Samimiyetimle ve Sevgimle :)

20 Eylül 2013 Cuma

Memuriyete İlk Adım!..


Rabbim' in izni ve yardımıyla memuriyete ilk adımımı atmış bulunmaktayım.
Benim için ne keyifli bir gündü anlatamam!..
Enerjim zirvede, ağzım kulaklarıma varıyor, zihnim ve bilincim sonsuzluğa ve bilginin nirvanasına açık, gelsin bilgiler gitsin talimatlar,... vs! durumundaydım :))
Bildiğiniz üzere Gıda Mühendisiyim.
Mesleğime dair Türkiye şartlarında yaşanılanları, düşündüklerimi ve yakınmalarımı şu yazılarımda ( ''Serzeniş'' , ''Serzeniş 2'' , ''Gıda Mühendisleri...(!!!)'' , ''Başka Söze Gerek Var mı?!!!!!!'' , ''Teşekkür'' , ''Ne Yazsam Az...'' ) bulabilirsiniz.

Ve lakin bir kaç gün evvel -özel izinle- yapmış olduğum iki gıda firması ziyareti neticesinde mesleğimi çok sevdim!
Ben bu işin ala' sını yaparım yahu! dedim. Zira nezaketim gereği koruduğum suskunluğum sırasında beynimde bir sürü bilgi dönüyordu ve içimde ''bunu biliyorum! bunu da biliyorum! şunu eksik yapmışlar! aslında şu, şöyle olmalıydı!'' cümleleri fink atıyordu.

Bir tanıdığımın yakın zamanda dediği gibi: '' Sen, mesleğini sevmiyorsun. Peki mesleğine ne verdin?'' cümleleri, bizatihi vücut buldu o gün.

Aslında şunu gördüm: özel sektöre verdiğim 6 senemin sadece 5 ayını kapsayan ''gıda ürünleri imalatı'' sektörü çalışmalarımda kendime çok şey katmışım ve o ''çok şey'' şükürler olsun ki hala beynimin kıvrımlarında.

Şöyle ki, ziyaretine gittiğim firmanın gıda işleme dalı, 5 aylık tecrübe yaşadığım dal ile alakasızdı ama söz konusu olan ''gıda'' idi neticede!..

Bunlarla beraber 5,5 senemi verdiğim danışmanlık sektörünün de bana ne çok şey kattığını yine o iki ziyarette gördüm. İki firmanın da işlediği gıda ve dolayısıyla ortaya çıkardığı ürünler birbirinden farklı idi. Dolayısıyla prosesleri, makineleri, imalat yerleri de farklı idi ve ben resmen MEST OLDUM!!!! :))))

Sevmediğimi sandığım, bilmediğimi sandığım, yapamayacağımı düşündüğüm mesleğim meğer nasıl da içime işlemiş! 

Velhasılıkelam, zoraki gideceğimi sandığım KPSS (ve İNŞAALLAH YDS) kurslarına büyük bir zevkle, ümitle, sonucu ne olursa olsun gideceğim ve Rabbim'e (C.C.) sığınacağım. Gelecek ne varsa O' NDAN GELSİN; BAŞIM GÖZÜM ÜSTÜNE! Ben, üstüme düşeni yapayım da, yüzüm gülsün, gönlüm rahat olsun da, gerisini düşünmek bana mı kalmış???

SENİ SEVİYORUM RABBİM!
VE BİNLERCE KEZ HAMD-Ü SENALAR OLSUN Kİ SENİN DE BENİ SEVDİĞİNİ BİLİYORUM!
ÖNÜMDE ÖYLE GÜZEL KAPILAR AÇIYORSUN Kİ, MUTLULUK GÖZLERİMİ YAŞARTIYOR ve O KAPIDAN GİRMEMEK OLSA OLSA BENİM ÜZERİME SUÇ KALIYOR.
SENİ SEVİYORUM! :)

Dipnot: Radyo kanallarında dönen ve benim de her defasında eşlik ettiğim
''Güvenilir gıda demek, sağlıklı yaşam demek;
Yediğine içtiğine dikkat et, güvenilir gıda tüket.
Büyük küçük hepimiz, güvenilir gıda seçmeliyiz;
Yediğine içtiğine dikkat et, güvenilir gıda tüket.!!
          174 ALO GIDA HATTI''

jenerik müziği  aslında çok gıcığıma gidiyor! (sizinle paylaşmak için internette aradım ama bulamadım)
Evet müziği çok güzel; insana kendini dinlettiriyor da-söylettiriyor da ama her defasında yüksek sesle ''Acaba hangi gıda mühendisleri ile güvenilir gıdayı tespit ediyorlar???!!!!'' diyorum. Çünkü, gıda mühendisliğinden yapılan atama sayısı o kadar az ve dolayısı ile atanma puanlarımız o kadar yüksek ki!!!! Pardon ya unutuyordum; atamadıkları gıda mühendisleri yerine gıda fabrikalarını kontrole nasıl olsa ziraat mühendisleri, veterinerler(aynen öyle! veterinerler!), kimya mühendisleri ve hatta makine mühendisleri gider zaten. Bize ne hacet???!!!!!

Neyse, konuyu tatlıya bağlayıp kapatayım:

Somut olarak ilk adımımı attım; devamı gelecek elbet!

BEKLE BENİ GIDA, TARIM ve HAYVANCILIK BAKANLIĞI! GELİYORUM!!!! :))))))))

19 Eylül 2013 Perşembe

Akademik (Yüksek!!!) Hayata Geçiş :))) #tel örgü üzerinden#

Aman Allah' ım, günlerim nasıl yoğun, yorucu geçiyor anlatamam!
Özel sektörde çalışıyorken zamanın bu kadar hızlı geçtiğini hatırlamıyorum.
Yahu ev hayatının -bir müddet- müdavimi oldum ama bu ne ya, ne günümden bir şey anlıyorum ne de yapmak istediklerimi sırasıyla ve vakt-i zamanında yapabiliyorum! 
Yapmam gereken çok iş var çoooook ve yapacağım da çok iş var.
Elhamdülillah.
Hep böyle devam eder İnşaAllah!
Zira boş beleş geç günün bana bir yararı olamaz.
Üniversitede iken bana ''boş duramayan Ayşe'' derlerdi. Ders dinlerken bile bir şeylerle meşgul olurdum :)

Neyse, gelelim düne...
Kaç günün yoğunluğu-yorgunluğu-ne gündüz ne akşam ev dinlencesi yapamamam bünyeme ağır gelince, dün ''bugün evde olucam; şööyle bacaklarımı uzatıp kitap okuycam'' diyordum ki ALES Başvurumu internet üzerinden yapamadığımı; çünkü -yüzyüze!!!- başvurumun üzerinden 2 yıl geçmiş olduğunu hazin bir şekilde fark ettim. Böylece bana yine yollar göründü ama ne yollar! Evden, ''sadece ALES başvurusu yapacağım ve hemen eve döneceğim anneciğim.'' şeklindeki en hayırlı ve hanım hanımcık evlat nidasıyla ayrıldıktan tam 4 saat sonra eve girebildim...

Bu arada son 2 aydır yaptığım uzun mesafeli yürüyüşleri, hem iş yetiştirememek hem rahatsızlanmak sebepleriyle 1-2 haftadır yapamayınca, kendi kendime de üzülüyordum. Tamam sağa sola koşturuyorum, yoruluyorum ama bunların hiçbiri tempolu bir yürüyüşün yerini tutamaz diyordum kendi kendime -ki bunun da acısını dün -istemeden de olsa- çıkarmış oldum!

Şöyle ki;
Sonbahar dönemi ALES' inin son başvuru gününün 20 eylül olduğunu öğrenince, bundan sonraki bir kaç güm boyunca Trabzon' da olamayacağımı göz önünde bulundurunca, alelacele evden çıktım.
Üniversitedeki ÖSYM Bürosuna en kestirme hangi dolmuş ve yolla gidebileceğimi öğrenmek için arkadaşımı aradım; bilgimi aldım. Ya üst yoldan ya sahil yolundan gidecektim. Üst yoldan gidersem yürüme yolum olacaktı ama sahil yolundan gidersem direk kayıt yapılan binanın önünde inecektim. Tabi ki sahil yolunu tercih ettim. Şöföre de bir güzel tembihledim: ''Beni Yabancı Diller Binasının önünde bırakın.'' diye. Öyle de oldu. Şöför beni Yabancı Diller Binasının önünde ''ARAÇ ve YAYA TRAFİĞİNE KAPALIDIR!'' tabelasının tam önünde bıraktı!!! Eh be hemşerim, sevgili şöför kardeşim; bir insan neden Yabancı Diller Binasının önünde inmek ister??? Herhalde böyle metruk bir yer, buluşma yeri olamaz!.. Peki sen ki şöförsün ve bu yolların da öğrencilerin de bu binalara hangi dönemlerde hangi amaçlarla gelindiğinin de kurdusun; çoğu zaman gereksiz cümleler kurmayı pek seversin, bu kez de aynı gereksizliği bana gösterip ''İyi de abla - bak ''abla'' lafına bile razıyım! - o çevre kapalı, ne işin var orda?'' deme cüretini göstersene! Neyse... Anladığınız üzere böyle bir durum olmadı ve benim dolmuştan inmemle, başımdan aşağı kaynar sular dökülmesi bir oldu. Allahtan orada bulunan 2 gençten durum izahatı istedim ve sırıtarak verdikleri ''Burası kapalı; ya tel örgülerin, demir parmakların üzerinden atlayacaksın ya da 400 m. ilerideki C Kapısına kadar yürüyeceksin.'' yanıtına, ''Sizce ben burdan atlar mıyım?!'' dedim ve tabana kuvvet verdim. Şükür ki hava güzeldi, yürüyüş mekanım -arada yol olsa da- denize nazırdı ve zikirmatiğim de yanımdaydı; tabi fotoğraf makinemle beraber. Dilimde dua, elimde makine, aklımda ''Ben bi hoca olayım!......'' planlarıyla yola koyuldum.

Güzergahımın ön yani sol cenahı:



Güzergahımın sağ yani arka cenahı:


Güzergahımın en güzel yanı, kampüsün içine girdikten sonraki sağlı sollu ağaçlarla dolu olan yol oldu! 
Tam o esnada yağmur başlamaz mı ve benim yanımda şemsiye olmaz mı!.. Ama misssss gibi toprak-taş-ağaç kokusu her yanımı sardı. Yüzüme sinirsel bir gülümseme yayıldı :) ''Hadi bakalım Ayşegül; yanlış yerde in; hasta hasta bolca yürü; bir de üstüne ıslan; sonu ne olacak bu işin merak ediyorum :))) '' ciddi ciddi gülerek ve fotoğraflamaya devam ederek ve saatin 16' ya varmasına üzülerek ilerledim. Üzülmemin sebebi, çekilebilecek ööööyle güzel çiçekler-ağaçlar-deniz manzarası olmasına rağmen vakit ayıramamamdı. Kısacası, KTÜ Öğrencileri, kampüs açısından çok şanslı! Yakında da benden ötürü çok şanslı olacaklar! :)





Ve Elhamdülillah sağ salim binaya vardım :) Sabrımın sonu selametti ve hava, ümit veren, enerji veren, şükür duygusu ve mutluluk veren bir maviye ve ferahlığa döndü. Böyle bir kamppüste tabi ki hocalık yaparım; hem de en alasından!


Genç arkadaşların üzerinden atlamamı ön gördükleri parmaklıklar. Dikkat edin hocanız olmayayım! Olsam da sizi hatırlamayayım! ;)


Kayıt sonrası missss gibi bir hava.
Bekle beni geliyorum KTÜ!



Bekle beni, geliyorum merdivenler :(


Veee tabi ki dolmuş kuyruğu :)
Ne güzel di mi???
Oldum olası çok sevmişimdir üniversitelilerin dolmuş kuyruğunu!
Öğrenciyken de çok severdim! Her kıyafetten, düşünceden, laftan, tipten ''eleman'' bulunur bu kuyruklarda :)
Az kaldı yavrucuklarım; arabamla geçeceğim önünüzden ve ''Meydana giden varsa bırakabilirim arkadaşlar; ama sayıyı abartmayın.'' diyeceğim :)

Oh be, ne güzel bir yazı oldu bu! Bana çok iyi geldi :)
Sevgilerim benden yana, sizden yana :))