22 Ağustos 2016 Pazartesi

Düşlerin Terzisi ... FİLM... Kate Winslet


feminen bir film.
standart dışı, farklı bir film.
eğlenceli bir film.
fantastik unsurlar da içeren bir film.


filmin konusu şöyle:


Tilly Dunnage (Kate Winslet) güzel, yetenekli ve sıra dışı bir kadındır.  ( hakikaten de filmde çok çok çok etkileyici ... )

Vicdanında taşıdığı büyük bir yükle, annesi Molly’yi (Judy Davis) bulmak için doğduğu kasabaya döner. 
Tilly artık kasabada bir yabancı sayılmakta ve katil olarak suçlanmaktadır. 

Geçmişin yaraları ile döndüğü bu yerde Tilly’yi kasabalıya yaklaştıran şey Tilly'nin eşsiz terzilik yetenekleri olur. 


Acılar yerini kahkahalara bırakırken Tilly modacı kimliğiyle kasabanın kadınlarını adeta 

baştan yaratır. ( çok eğlenceli değişimler, beni baştan yarat' lar göreceksiniz filmde )

Bu arada geçmişini haksız bir şekilde karalayanlardan tatlı tatlı intikamını 

almaya başlayan Tilly kasabanın yakışıklısı Teddy’ye (Liam Hemsworth) kalbini kaptırınca 

bu aşkın ona tahmin edemeyeceği şeyleri yaptıracağını görecektir.


1950' li yıllarda geçen
2015 yapımı
2 saat süren
Rosalie Ham' ın aynı isimli romanından beyaz perdeye uyarlanan bir film ''Düşlerin Terzisi''
tavsiye ediyor muyum?
evet.

o halde hadi size iyi seyirler...

21 Ağustos 2016 Pazar

Tiffany' de Kahvaltı ... Film... Audrey Hepburn


ben mi audrey mi hangimiz daha güzeliz
hadi hemen yanıt verin ve doğruyu söyleyin ;)

ayşe' deki bu öz güvenin sebebi de neymiş
o ne öz güvenmiş o :)

ay ne bileyim işte
ceylo' daki evimde bi başıma çok sıkılıyorum da kendi kendime bir yarışın içine girerek yine kendimce bir heyecan yaratıyorum eğleniyorum işte :)
ne de olsa rakibem rahmetli olmuş durumda
ve doğal olarak hak iddia edemez
kesinlikle ben daha güzelim! ;)

''Tiffany' de Kahvaltı'' filmini izlediniz mi?
uzunca bir süredir aklımdaydı izlemek ve ceylo' daki lojman evimde izlediğim dün geceye nasipmiş vakti.

eğlenceli film.
1960 yılında geçtiği için olaylar, o zamana ait yaşantıları, kıyafetleri, konuşmaları gözlemlemek ve anlamak adına iyi oldu.



audrey hepburn' un zarif ve sempatik güzelliğine hayran biri olarak ilk defa filmini izlemiş ve oyunculuğunu görmüş oldum.

ay Allahım ne ufak tefek bir kadınmış o.
bak farkındaysan zayıf demiyorum.
bildiğin çiroz ayol.
benim elim kadar bel mi olur insanda?


kulağınızın aşina olduğu bir melodi vardır hani: ''Moon River'' şarkısı..
işte onu bu filmde Audreyciğim kendi yalın, çıplak sesiyle söylüyor.
bakınız hemen aşağıda:





film 2 saat sürüyor.

izlemeye değer mi? bence değer.

e hadi o zaman size iyi seyirler....


son anda aklıma geldi de yazayım: Tiffany' de Kahvaltı ya filmin adı, ben hep Tiffany' yi bir mevki adı olarak düşünüp orada sevgili ile yapılan romantik bir kahvaltıya yormuştum filmi ama alakası yokmuş :)

3 Ağustos 2016 Çarşamba

Bi Ayşe' den BiCeylan' a :)

Bİ BLOG KEŞFETTİM SEVGİLİ OKUYUCU


Ben sadece Zihin açıcı diyeyim

gerisine sen bakıver

hadi hadi bi bakıver

sonra duacım olacaksın ;)

27 Temmuz 2016 Çarşamba

''KOCAN KADAR KONUŞ 1'' Filmi



Rutin hayatı ve alışılagelmiş yaşam tarzını sorgulaması sebebiyle ( ve dün gece bitirdiğim ''Güneş Çavması 2'' kitabı ile benzerlik taşıyan yönleri sebebiyle... Bu arada ''Güneş Çavması 1'' kitabı ile ilgili yazım da burda; hadi bi tık tık ;) ) sevdim ben bu filmi. Öyle ki iki defa izledim :)

(Ezgi Mola = Efsun)



Hem-men filmdeki beğendiğim repliklere geçelim mi? ;)

* Neymiş efendim makyaj yapıcakmışım, saçıma tabi her gün fön çektircem, yemek kurslarına gitcem, aman kocamın eli böyle güzel, sıkı popoya değsin diye manyak gibi spor yapıcam, illâ yani benim bütün paramı, henüz hayatıma bile girmemiş olan kocam için harcamam gerekiyo! Öyle mi?!

* Yani Türk erkeklerinin kıçlarını kaldıran sizsiniz. Artık bi 'Höt!' deyin arkadaş!

* Çok konuşuyorum evet farkındayım ama tek sebebi, çok okumam ve çok düşünmem. (aynı ben :)  )

* Şu hale bak; inatla dik tuttuğum kuyruğum yerlerde sürünmek üzere... Güçlü görüncem diye geberip gitcem.

* Ya benim tek istediğim şey, sağlıklı bi ilişkiydi. Öyle sağlıklı diyosam da hani beni ambulansa götürsün getirsin, ayağıma galoş giydirsin, sabah akşam tentürdiyot içirsin demiyorum tabi. ( :)))   )

* Ay halâ teyze diyo, yemin ederim elimin tersinde!.. ( derken ki ağlamaklı gülüşü, dudak hareketleri, sesinin titremesi... çok iyiydi :)  )

* Dolaptaki kıyma bile dört günde bozulurken nasıl oluyor da duygular taptaze kalabiliyor.

* Siz varsanız sizden bir tane daha olmalı bir yerlerde.

* Gerizekâlı Zeus! Bok var! Yuvarlanıp gidiyormuşuz işte! Ben daha çorabımın diğer tekini bulamazken küremin diğer yarısını nerden bulayım?  ( :)   )

* Efsuncum kadınlar birer kuştur. Ve bu kuşlar, eldeki kuş ve teldeki kuş olmak üzere ikiye ayrılırlar. Erkekler seni hiçbir zaman eldeki kuş olarak görmemeli. Tam avucuna girecek gibi olduğunda pırrrr uçmalısın. Çünkü erkekler için makbul olan ''teldeki kuş'' tur. :)

*  + O gömleğin üzerine o kazak da harika(!) olmuş doğrusu!!!
    -- Aaa biz sana soruyor muyuz, o kafanın içinde o beyin olmuş mu diye?! ( :)   )

* Beni değil sıcak ev ortamını özlemiş. Kombiyi açalım da bizde kal bari(!)  :))))

* Bulamadın ki kimseyi, at nalı kadar değil sinek nalı kadar bile(yüzük) olsa razıydık. :)

* (Kuaför Salonunda)
    + Talım sen saçını en son ne zaman kestirdin?
-- Valla bilmiyorum, baya oldu.
+ Yalnız bunları kim yaptıysa hiç olmamış, katlar hiç oturmamış.
-- Kat mı?
+ Ayh! Belediyeden imar izni alamamış gibi ayol! :)))
-- En son ne zaman manikür yaptırdınız?
+ Hiç yaptırmadım.
-- Etleri dibe mi ittiriyorsunuz?
+ İtin isterseniz(!)
-- Oval mi yapalım, köşeli mi?
+ Hangisi yakışırsa.....
-- Kaşları kırdırıyor muyuz?
+ Valla kimseyi kırmak istemiyorum, zorlamayın isterseniz(!)

* Ayol sen ekmeğin üzerine peynir bile koyamazsın. Börek, babanın işi!.. ( Bunu diyen bir annenin-kadının- olması ne güzel :D :D :D  )

* Bi yerde okumuştum. Zaman kesinlikle 3' e ayrılmalı diyordu: -di' li geçmiş zaman, -miş' li geçmiş zaman ve -tüh' lü geçmiş zaman...  ( doğru mu acaba? :)  )

*  +  Amaaaann dönerse senindir!
    -- Yok ya ben pilaki söyledim. ( Ve Ayşe kopar :D :D :D   )  

* Ben o aileye gelin bile giderim; iç gay' si :))) ( Filmin gay karakteri :))  )

* Vücudunun %70' i su olan bir canlının, nasıl olur da içi bu kadar yanabilir???


~~~~ Filmde çalan şarkılardan bir söz~~~~
'' FARK ETMESEN DE BAZI ÇİÇEKLER GÖLGEDE BÜYÜR. ''




Şimdi de Filmde Kendimce Aldığım Kısa Kısa Notlara Geçelim :)

Filmin ilk sahnesi olan kahve falına bakma sahnesi, Gandalf ve Ak Sakallı Dede göndermeleri bol zeka dolu espriler içeriyor :)

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Füsun' un odasındaki kitaplıklar, kitaplar, duvarında asılı yazılar, benim gibi kitap düşkünü biri için çok dikkat çekiciydi. 
Örneğin; duvarda asılı çerçeveler içinde yazılı

''BOOK LOVERS NEVER GO TO BED ALONE''

''KİTABI, FİLMİYLE YARGILAMA''

''A ROOM WITHOUT BOOKS IS LIKE A BODY WITHOUT A ASOUL''

cümleleri çok hoş.

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Füsun' un Kitaplığındaki kitaplar sanırım düzmeceydi: Çünkü 3 ayrı rafta ''Saplantı'' isimli, aynı kapaklı kitaptan vardı. Gerçi idefix' in bu sayfasına tıklarsanız bu isimde bir kitap var ama 3 farklı rafta olması ilginç, di mi?

Rafta ayrıca ''On İki'' isimli başka bir kitap daha vardı ve aynı isimle yine idefix' in sayfasında bir kitap var :) 

~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~~

Filmin oyuncularına geçecek olursak;


Nevra Serezli, insanı kendine yine hayran bırakıyor. Benim lafıma hacet yok, jest ve mimikleri, ses tonu ayarlamaları, göz hareketleri... Aman Allahım!... Mükemmel! 
Hele bi bakın şu güzelliğe!.. Kalp kalp kalp :)

 





Peki ya Şebnem Sönmez' e ne demeli? :) Allahım nasıl bir kadın bu ya? :) 
Nasıl bizden biri, nasıl doğal, nasıl sempatik, nasıl 'gel yanaklarımı sık' diyor insana oyunculuğuyla? :) Kahve falı bakma sahnesi olan filmin ilk sahnesinde, koltukta yarı bağdaş kurmuş vaziyette oturma şekli, fal bakarken ayağını kaşıması, kulağını kurcalaması, Füsun odadan çıkarken gözlerini defalarca bi aşağı bi yukarı hareket ettirmesi ve bunu ses tonuna sirayet ettirmesi .... :) 
Valla beni çok güldürdü kısacık sahnede, Allah ondan razı olsun :)


Mehmet Lütfi karakteri ise filme ayrı tat, ayrı bir mizah ve renk katmış; sevdim :)

Evin babasının düzgün Türkçesi ve diksiyonu, 'r' harflerini yutmadan konuşması ve olaya sakince yaklaşması, içimde ''ayy canımmmm'' deyip tontiş yanaklarını sıkma isteği uyandırdı içimde.

Ve Ezgi Mola, beklentimin üstünde bir oyunculuk sergilemiş. Açıkçası oyunculuğu beni pek etkilemez, sinema sahnesinde gözlerim onu aramaz.
Lakin kahve falı bakma sahnesindeki (ben bütün filmi, başlangıçta 5-6 dakika süren kahve falı sahnesi ile bağlamışım :D ) doğallıkla harmanlanmış alaycı tavırları, zeka dolu esprileri ve laf sokmaları gayet estetik bir şekilde ve sakince yapması, ses dalgalanmaları, beni kendisine inandırdı ve Füsun olarak izlettirdi kendini. 
(Benden iyi puan aldı ya, sırtı yere gelmez şimdi, tekliflerden başını kaldıramaz ;)  )

Veeee gelelim en can alıcı noktaya, Murat Yıldırım' a! :) Allahım yaaaa, sen nasıl bi yakışıklı, nasıl hoş, çekici bi adamsın! O kocaman gözlerini açıp ama tatlı tatlı, sakin sakin konuşmuyor mu, bitiyorum resmen!.. Sen hep ol e mi??? Bütün filmlerde sana rol versinler!





'' AŞK, PARANIN ALAMAYACAĞI ŞEYLERİ PAYLAŞMAKTIR. ''


ve son not: Efsun da benim gibi Başak Burcu ve tam bir Kitap Kurdu :) 
Yani ona göre Beyler, Bayanlar ;)
Beni tanımak isteyen filmi izlesin :D


İYİ SEYİRLEEERRRR...

22 Temmuz 2016 Cuma

Kış Bahçesi... Kristin Hannah

merabayın millet!
uzuuuuuun zaman üstüne yeni bir kitap tanıtımımla karşınızdayım ve heyecanlıyım!!!! :)
niçiiinnn???
çünkü bakalım beğenecek misiniz?
bakalım kaç kişi okuyacak?
bakalım çok keyif alarak hazırladığım bu tanıtım yazısı, amacına ulaşacak mı? -ki İnşaAllah ulaşır.-
zira sadece ve sıradan kitap tanıtım yazısı hazırlamadım;
kitaptan öğrendiğim her şeyi görselledim ve sizinle paylaşmak istedim.
kitapta bahsi geçen müzikleri dinledim ve siz de eş zamanlı olarak dinleyesiniz diye buraya ekledim.
rengarenk, cıvıl cıvıl, bol eğlenceli, bol bilgili, her telden ''şey'' var bu yazıda :)

birden nasıl bir yazının içine düştüğünü anlayasınız ve bocalamayasınız diye şöyle bir açıklama düşeyim:

* işareti ile başlayan grimsi siyah cümleler, kitapta altını çizdiğim yerler...

mavi italik ile yazdığım Hamiş' ler ve bilgiler, kitaptan öğrendiklerim...

yeşil italik ile yazdıklarım ise şahsi düşünce ve hissiyatlarım efen' im :)

müziklerin tamamı ise kitapta anılan eserler...


haydi size iyi okumalar
iyi dinlemeler
iyi iyi bi şeyler işte :)



( fotoğrafı Trabzon Akçakale Plajında çektim. Kitabın adı ile plaj ortamı, en güzel tezat oldu bence :) )


Değil, benim değil; başkasının yarası bu.
Ben buna asla katlanamazdım.
Bu yüzden bu olanı alın saklayın, onu toprağa gömün.
Lambaları alıp götürün...
Gece.
-Anna Ahmatova-


Hamiş 1:
Anna Ahmatova (23 Haziran 1889 - 5 Mart 1966) Gerçek ismi Anna Andreyevna Gorenko olan yarım yüzyıl boyunca romantik ve duygusal St. Petersburg geleneğinin en önemli temsilcisi Rus şair. Ahmatova'nın çalışma alanı, kısa lirik şiirleri evrenselleştirmekti.  1935-1940 arasında Stalinist terör olarak bilinen dönemde Requem adlı trajik şaheseriyle öne çıktı. Eserlerinde Stalinizm gölgesinde yaşayan yaratıcı kadınların kaderini, zaman ve anı olarak türlü temalarla anlatır.

Ve benim, kitabı okumaya başladığım 14.04.2016 tarihinde düştüğüm not:
''İnsanın duaları, bekleyişleri, ümitleri ne zaman susar ya da dinginliğe ulaşır?
Hayallerinin gerçekleşmesine yakın bir zamanda mı;
yoksa hayata alışınca mı;
yoksa ümitsizliğe varınca mı?''


* O, on iki yaşında, insanlar arasında oluşan uçurumların çoktan farkına varmıştı.

* Sadece hikaye anlattığı zaman bizimle gerçekten konuşuyor.

* Masallar gerçekten çok daha fazlasıdır:
Bize ejderhaların var olduğunu anlattıkları için değil
ama bize ejderhaların yenilmez olmadıklarını anlattıkları için.
-G.K.Chesterton-

* Geçen yıl Meredith genç bir kadından olgun bir kadına dönüşmüştü. Birdenbire, hiçbir dönüşüm süreci geçirmeden.

Hamiş 2:
Mudroom: Amerika' da çoğu evde bulunan, eve girmeden önce ayakkabıların ve ıslak giysilerin çıkarıldığı, ayakkabıların ve paltoların saklandığı yer; eve ikinci bir giriş. Ayrıca çamaşırlık olarak da kullanılır.

mudroom-1


mudroom-2


( Nasıl? Çok güzeller, kullanışlılar ve evin temizliği-düzeni için çok mantıklı değil mi? Ben de -nasipse- evimi böyle istiyorummmmm.... )

* Kendini meşgul etmeye devam etti. Son zamanlarda olaylarla başa çıkmanın en iyi yolu buymuş gibi görünüyordu.


* Kendini sanki uzaktan gördü. Kırk yaşında bir kadın, elinde bir bardak kahve, masadaki iki boş yere ve hala orada olan kocasına bakıyor. Kısacık bir an için bu kadının başka hangi hayatı yaşamış olabileceğini merak etti.


Hamiş 3:

University District: Seattle' ın semtlerinden biri. Bu semte Washington Üniversitesi' nin ana kampüsünün orada olmasından dolayı bu isim verilmiştir.
San Juan Islands - University District' ten bir kesit
( Beni bu şehrin yağmurlarında yıkasınlar :) :) :) )

* Bu bir hayat becerisi; bütün gece eğlenmek ve yine de sabah vaktinde kalkabilmek. 

( Hiçbir zaman bu beceriye sahip olamadım :D )

Hamiş 4:

Roof Peter (St.Petersburg-White Nights City-Beyaz Geceler Şehri - BELYE NOCHI )
( St.Petersburg' un çok kuzeyde olması dolayısıyla kışın günler çok kısa sürer ve buna karşılık Haziran Temmuz arasında en uzun gündüzler yaşanır ve yaklaşık 2 hafta güneş neredeyse hiç batmaz. Bu duruma "beyaz geceler" adı verilmiştir.)

Hamiş 5:


( Kendime Not: Dr. Jivago' yu izle Ayşe! )


* Babasının müziğe hiç ihtiyacı yoktu, her zaman aşk şarkılarını kalbinde taşıdığını söylerdi.


* Gözü onun en büyük yeteneğiydi; bu ve etrafında olup bitenlerden kopma yeteneği. Yeteneğin biri olmadan diğeri de olmazdı. Büyük bir fotoğrafçı olmak için önce görmek ve sonra hissetmek gerekiyordu.


* İstediği son şey birine onu incitecek gücü vermekti.


* Herkes kendine özgü bir biçimde kırılıyor ve yine öyle ayakta kalıyordu.


* - Onsuz ne olacağız? 

+ Daha az...

* İnsan kalbinin nelere katlanabileceğine şaşarsın.


* Güneş parlarken herhangi bir şey nasıl kötü olabilir?


* Bunu yapmayı unutmuşlardı. Aile hikayelerini anlatmayı, fotoğrafları albümlere koymayı; bu tür şeyleri.


* Meredith, birçok çocuk gibi, babasının yaşamından daha çok kendi yaşamıyla ilgiliydi. Şimdi bu hatayı düzeltmesi gerekiyordu.

........ Babasının duygularını incittiğini biliyordu ve bundan nefret ediyordu.

* Ona onu sevdiğini söylemiş miydi? Düşünmek istediği en son şey, babasına ne söylemiş olması gerektiğiydi, ......

......... Yaşların gözlerini yaktığını hissetti, ama şimdi pes edemezdi. Pes etseydi, kendini kaybederdi.

* Kelimeler böyle bir acıyı nasıl azaltabilirdi?


* Aralarındaki bakışma, onların artık nasıl insanlar olacaklarını kavranmasıydı. Üçü, o, annesi ve Meredith. Bundan böyle babasının yarattığı daire yerine, birbirine uzaktan bağlı bir üçgen olacaklardı.


* Böyle şeyler söylediği zaman bu sadece onun kendini daha uzak hissetmesine neden oluyordu. Jeff onun kırılabilir ve tekrar tutkalla yapıştırılabilir bir vazo olduğunu düşünüyor gibiydi, ama o eğer olabilecek en kötü şey olursa -eğer bir cam gibi paramparça olursa- bazı parçaların sonsuza dek kaybolabileceğini biliyordu. ( Bir zamanlar ben... )


* Bu kadar sert bir biçimde söylemek istememişti ve onun duygularını incittiğini görebiliyordu, ama çok zor dayanıyordu. Başka birisi için endişelenecek enerjisi yoktu. ( Bu aralar ben...)


( Ay demeden geçemeyeceğim; şu an gayet elit bir şekilde, okuduğum kitaptan kesitleri yazan benim bilgisayarımda, tanımadığım bir hatundan arabeskvari bir tarzda ''Zühtü'' çalıyor :D :D :D Yalnız helal olsun bana ki, size hiç çaktırmıyorum ;) ve dikkatim hiç dağılmadan yazabiliyorum :) Bu da, dikkatimin dağılmamış hali :D )


* ... kız kardeşinin cam yeşili gözlerindeki acıyı gördü. Sanki bir bardakta çok fazla su var gibiydi; taşıyordu...


* ''Birbirimize sahibiz,'' dedi Meredith.

''Evet,'' dedi Nina, onunla hemfikir olarak, fakat gözleri ikisini de ele vermişti. Bunun yeterli olmadığını biliyorlardı.

* Kendi duygularından o kadar korkmuştu ki, onları bir yere sıkıştırmış ve ortadan kaldırmıştı, ama bu o anları kaçırmasına neden olmuştu.


* Babası olmadan, bir oyun tahtası üzerindeki, ortak bir amacı ya da bir kural kitabı olmayan rastgele taşlar gibiydiler.


* ... Meredith korkmuş, kanatlarını çırpan ve cıvıldayan bir kuş gibi hareket ediyordu. Bir uçurumdan atlamak ya da düşmek üzere olan bir kadın gibi ürkek gibi görünüyordu.


* ... ama şimdi gitmeye karar verince, çıkış kapısındaki safkan bir at gibiydi. Koşmak istiyordu.


* Acı onun sessiz arkadaşı haline gelmişti. Her zaman gölgesini yanında hissediyordu. Eğer sadece bir kerecik karanlığa doğru dönerse, yapmayı arzuladığı gibi onu kucaklarsa kaybolacağını biliyordu. Bu yüzden ilerlemeye devam etti. Bir şeyler yapmaya...... Ağlamanın işe yaramayacağını biliyordu.


* Meredith onu gülümsetmenin ne kadar kolay olduğunu gördü ve çok şiddetli bir suçluluk duygusu hissetti. ( Bu suçluluk duygusuna yabancı değilim ne yazık ki... )


* - Annem biraz tuhaf davranıyor.

+ Üzüntü insana bunu yapıyor.

* Yapmaya devam ettiği sürece, acısını saklayabiliyordu. Alışkanlıkları onun kurtuluşu oldu.


( romanın anne karakteri -ki Rus olur kendisi- mantı yapıyordu ve ben, şok! :) yahu mantı biz Türk milletine has bir yemek değil miydi? )

* - Annem yalnız; ben odada olayım ya da olmayayım.

+ Öyleyse birlikte yalnız olun.
( işte ben tam burada ''vaayyyy!!'' dedim. )

* Tuzlu deniz havasını solurken, üzüntüsüyle bile ne kadar şanslı olduğu aklına geldi. O korkunç yerleri geride bırakabilir, bir telefon görüşmesi ve uçak biletiyle geleceğini değiştirebilirdi.


* Duyguları, kaybı o kadar yoğundu ki, eğer kendisinin bütün bu duyguları hissetmesine izin verirse bir daha asla geri dönmek için bir yol bulamayacaktı.


* Eşitsiz aşkı, bir insan diğerinden daha fazla aşıksa içten nasıl yıkıldığını biliyordu. O da bazen annesine baktığında babasının gözlerinde böyle bir yıkım görmemiş miydi? ................. Ve bir kez böyle bir acıyı gördükten sonra bunu unutmuyordunuz.


* Son zamanlarda sanki ruhunun parçaları dökülüyormuş gibi hissediyordu; sanki bu ruhsal bir cüzam hastalığının kötü bir biçimiymiş gibi.


* Fiziksel acıyla başa çıkmak, üzüntüyle başa çıkmaktan çok daha kolaydı.

( bunu hep deriz zaten; di mi? )

* Kızlarıyla konuşmak, hüzün için her zaman en iyi ilaçtı. Aynı konuşmaların hüzne neden olduğu zamanlar hariç elbette.


* Şubat ortasında yeşil, isyankarlığın rengiydi.

( bir ''vaaayyy!'' daha benden. )

* Yeni evli biri, bir evlilikteki sorunların nasıl gözardı edilebileceğini anlayamayabilirdi, ama yaklaşık yirmi yıldır evli olan her kadın, hakkında konuşulmadığı sürece neredeyse her şeyin gözardı edilebileceğini bilirdi. Günlük yaşamak; işte bunun üstesinden böyle gelebilirdiniz. Tıpkı ilk içkisine uzanmayan bir alkolik gibi, bir çift de bir sohbet başlatacak cümleyi söylememeyi kolayca seçebilirdi.

( yeni evlilerin ve evlenecek olanların kulağına küpe olsun :) )

* Belki de başka bir yerde olman gerektiği için üstünlüğünü kaybettin.


* Meredith ofisten dışarı çıktı ve arkasından kapıyı çarparak kapattı, ama bu çarpma sesiyle, öfkesi onu terk etti ve öfkesi olmadan Meredith kendini kaybolmuş hissetti. Yalnız.

( sinirliyken ve akabinde sinirimi kaybetmişken ben :D )

* Asla sabırlı bir kadın olmamıştı. Ne gariptir ki Nina, mükemmel fotoğrafı beklerken saatlerce kıpırdamadan oturabilirdi, ama elinde bir kamera olmadan, yapacak bir şeye ihtiyaç duyuyordu.

( Bu cümlelerin bana uyarlanmış hali: ''Asla sabırlı bir kadın olmadım. Ama ne gariptir ki, mükemmel fotoğrafı beklerken -fotoğraf çekmeyi çok severim- veya kitap okurken veya bir manzarayı izlerken, saatlerce kıpırdamadan oturabilirim; ama elinde bir kamera veya kitap, önümde bir manzara olmadan, yapacak bir şeye ihtiyaç duyuyorum.'' Kendimi de böyle iyi analiz ederim :) )

Hamiş 6:

Serengeti Milli Parkı

( ''Benim Afrikam'' diye bir film varmış ve o filmde bu doğal milli park varmış.)


Araya John Denver' dan güzel bir şarkı ''Annie's Song'' sıkıştıralım ve rahat bir nefes alalım.


Daha hareketli olan ''Born to be Wild'' ( ''Vahşi Olmak İçin Doğmuş'')' a ne dersiniz? :)


( açıkçası ben beğenmedim :) )


O halde bir de ''somewhere over the rainbow'' ( ''Gökkuşağının Üzerinde Bir Yerlerde'' - 'Oz Büyücüsü' filminin müziği) deneyelim :)
( eh işte diyelim buna da :) )

Kitapta ''Candle in the Wind'' (''Rüzgardaki Mum'') şarkısının Prenses Diana versiyonu favori şarkılardan biriydi:


( şimdi aşağıdaki satırları, bu şarkı eşliğinde okuyalım; Aşk' a ''Hoş Geldin'' diyelim. )


* Baban bana baktığında, onunla evlenip peşinden gideceğimi biliyordum.


* Seveceğin bir oğlanla karşılaştığın zaman kalbinde belli bir his oluyor. Bu sanki... boğulur gibi olmak ve sonra hava almak için yukarıya çıkmak gibi.


Hamiş 7:

( Kitapta adı geçen Ted Kaczynski 'ye (Bir bombalama olayına adı karışan,Amerikalı teorisyen, matematikçi ve eylemci) ismin üstüne tıklayarak bi bakın derim;ilginç bir karakter.)

Hamiş 8:

Romanın ana hikayesinin geçtiği zarif şehir St. Petersburg :

 Rusya' nın 2., Avrupa' nın 4. büyük şehridir. Rus Çarlığı' nın Avrupa'ya açılan kapısı olması amacıyla kurulan şehir, 200 yıl Rus Çarlığı' nın başkentliğini yapmıştır. 1914–1924 yılları arasında, yani çoğunluğunu I. Dünya Savaşı ile Rus İç Savaşı' nın kapsadığı dönemde Rusya'nın Almanya ile savaşmasından dolayı Almanca St.Petersburg ismi terk edilerek Petrograd olarak adlandırılmıştır. 1917 Büyük Ekim Sosyalist Devrimi' nden sonra Bolşevikler Mart 1918'de Moskova' yı başkent yapmıştır. Petrograd tarihi bir şehir olarak önemini korusa da siyasi ve ekonomik açıdan ülkenin ikinci önemli şehri konumuna düşmüştür. Şehir 1924–1991 yılları arasında yani Sovyetler Birliği döneminde Leningrad olarak adlandırılmıştır. 1991 yılında Sovyetler Birliği' nin dağılmasıyla Boris Yeltsin yönetimi, şehrin ismini yeniden Sankt-Peterburg olarak değiştirmiştir. Ancak St.Petersburg ve çevre illerinin bulunduğu bölge Leningrad oblastı olarak adlandırılmaktadır. Şehir, Naziler tarafından 8 Eylül 1941 tarihinde kuşatılmış ve 872 gün kuşatma altında kalmıştır. -Romanın ana zaman dilimi de bu döneme denk gelmektedir. Almanlar tarafından yapılan kuşatmanın yılları anlatılmaktadır.- Çok ilgimi çekti bu şehir. Görselleri, tarihi, mimarisi mükemmel... Sırf St. Petersburg' u anlatan bir yazı yazmayı da planlamaktayım.

Romandaki aşk hikayesinin -ve gerçekte kim bilir kaç aşk hikayesinin- köprüsü olan Fontanka Köprüsü - St.Petersburg
Fontanka Köprüsünün de üzerinde bulunduğu Neva Nehri


* - Petyamız geri gelmeyecek.
+ Ne demek bu?
- Yaşamak.
+ Ne hayal kuracağımı bilmiyorum. Her şey çok imkansız görünüyor.


Hamiş 9:

Dünyaca ünlü Rus balerin Galina Ulanova . Çok güzel kadın, değil mi?


* ... neden pek çok yabancının kız kardeşine içini döktüğünü anladı. İnsanları avutmaya ve önemsemeye, ama yargılamamaya söz veren bu bakış yüzündendi.


David Cassidy ile kısa bir müzik arası :)
I Think I Love You




* Detaylar, bütünü tüketmişti.


Hamiş 10:
Sotfball 'u merak edeniniz varsa ismin üstüne bir tık tık lütfen :)



* - Sanırım belki aşk öylece... yok olabilir.
+ Hayır, yok olmaz.
- Öyleyse nasıl?..
- Sıkıca tutunursun, ellerin kanayıncaya kadar. Ve yine de bırakmazsın.
( Bu satırları yazarken Ayşe' nin bilgisayarında Neşet Ertaş' tan Gönül Dağı çalar... )

Hamiş 11:

World' s Best Ski Resorts olarak geçen Sun Valley: ABD' nin Idaho eyaletinde bulunan kayak ve tatil merkezi. Gidelim gidelim gidelim!...


Geleneksel Meksika müziği olan   MARIACHI ile hadi eğlenek! :)




* - Biz kadınlar kendimiz için değil başkaları için seçimler yaparız ve anne olduğumuzda biz... çocuklarımız için ne gerekiyorsa ona katlanırız. Onları koruyacaksın. Bu seni, onları incitecek. Senin görevin, kalbinin kırıldığını saklayıp ihtiyaçları olan şeyi yapmak.
+ Sasha bana güçlü olmam gerekeceğini söylemişti.
- Yine de erkeklerin bunu anlayacağını sanmıyorum. Senin Sasha' nın bile. Silahları ve fikirleriyle uygun adım yürüyüp cesareti bildiklerini sanıyorlar. ( Bence de :D )

* Tren, ayaklarının altında uyanıyormuş gibi görünüyor.

* Etrafında bir homurdanma var. Buna hiç şaşırmıyor. Ülkesi bugünlerde çok korkulan bir yer ve hiç kimse, hangisi; Almanlar mı yoksa gizli polis tarafından mı öldürülmenin daha muhtemel olduğunu bilmiyor. ( Bu cümleler sizlere tanıdık(!) geldi mi sevgili okuyucu? )

* Sadece tam bir haftadır savaştalar ve Leningrad çoktan bir kadınlar şehri haline geliyor. 

( Savaşın bilindik yüzü... :(  )

* ... kavga etmek, insanı yoran bir şey. ( di mi??? )

Al sana dinlendirici bir John Denver müziği daha: Rocky Mountain High
dağların tepesinde olmakla ilgili bir şarkı :)

Müzik eşliğinde aşağıdaki fotoğraflara bakıyoruz :)




Hamiş 12:

Inside Passage ( Kanada )


Inside Passage ( Kanada )

Orka


Alaska


Alaska


Alaska


Alaska


Sitka: Alaska' nın en büyüleyici ve en tarihi olan şehri... Gidelim n' oluuurrrrr....



Edgecumbe Dağı: Alaska' daki Kruzof Adası' nın güneyinde bulunan sönmüş bir yanardağ.


* Yağan yağmurda, tam o anda, Nina masalın sesini duydu ve bu ilk defa bir anlam ifade etti. Nina annesinin hikayeyi neden sadece karanlıkta anlattığını ve sesinin bu kadar farklı olduğunu anladı: Bu kaybetmekle ilgiliydi. Bu ses, annesinin gardını düşürdüğü zamanki sesiydi.

Hamiş 13:
Afrika antilopları (Öküz başlı antiloplar), 1.15-1.40 metreye kadar büyüyebilirler. Ağırlıkları 150–250 kg arasında değişir. Yaşam kıtaları Afrika'dır. Habitatları özellikle Serengeti ovalarındadır. Vahşi doğada 20 yıldan fazla yaşayabilirler. Savanada bulunan otları dikenli yaprakları ve yere düşmüş olan meyveleri yiyerek beslenirler.Senede bir veya iki kere göç yaparlar. Bunun nedeni kuraklığın baş göstermesi ve meyvelerin az kalmasıdır. Bu kuraklık beşeri kuraklık değildir.Hızları 64 km/saat'e ulaşabilir. Dünyanın en hızlı koşan hayvanları arasında 5. sırada yer almaktadır. ( Bak işte buna şaşırdım. )

Hızlı Afrika Antilobu


Antilop :)



Hamiş 14:

Cowichan kazaklar. Ay çok severim ki ben bunları!


Hamiş 15:

First Nations ( İlk Milletler ): Kanada Aborjinleri


* Kişinin gördüğü şey, basit bir zamanlama ve bakış açısı meselesiydi.

* - Aşkı kaybetmek korkunç bir şey. Ama ona sırt çevirmek dayanılmazdır. Hayatının geri kalanını bunu kafanın içinde tekrarlayarak mı geçireceksin? Çok erken ya da kolayca terk edip etmediğini merak ederek mi? Y ada hep bir daha birini böyle derinden sevip sevemeyeceğini merak ederek mi?
+ Jeff' e aşık olduğumda bu, güneş ışığını ilk defa görmek bir şeydi. Ondan uzakta olmaya dayanamıyordum. Ve sonra... dayanabildim.


* Belki de ben bir devekuşu ya da dodo kuşu gibiyim. O kadar uzun süre yerde kaldım ki uçma yeteneğimi kaybettim.



Hamiş 16:

Tanıştırayım, Dodo Kuşu :)  ( nesli tükenmiş )


* Gördükleri her şeyi bombalayan Almanlar ve ilerleyen tanklar olmasa kuşlar burada şarkı söyleyecek, çam ağaçları siyah yerine yeşil olacak. (  :(  )


Hamiş 17:

bu tatlış şirin şeyin adı, Kızılgerdan veeeee


veeee bu da onun yumurtaları. ''Kızılgerdan yumurtası mavisi'' diye geçen renk bu efen' im... yahu bu, bizim bildiğimiz turkuaz rengi değil mi? :)


Hamiş 18:

Burzhuika; nam-ı diğer Rus sobası :)


* Ne kadar acıkırsan ve üşürsen, görme gücün de, ailenden başka hiç kimseyi göremeyeceğin kadar azalıyor. ( savaş ve fakir halk :(  )


* Hayatta acını yanında taşırdın. Ondan kaçmak mümkün değildi.



Hamiş 19:

Tlingit: Alaska' nın güneyinde yaşayan Kuzey Amerikalı Kızılderili halk


* Bir keresinde bunu babanıza yaptığımda bana strudel' in (bir yemek çeşidi) çok tuzlu olduğunu söyledi.  Göz yaşlarımdandı; bu yüzden bu tarifi kaldırdım ve unutmaya çalıştım.



* Onlar her zaman bir aile olacaklardı; geçen birkaç haftada bir şey öğrendiyse bu bir ailenin durağan bir şey olmadığıydı. Sürekli değişiklikler oluyordu. Kıtalarda olduğu gibi, bazen bu değişiklikler yeraltında oluyor, gözle görülmüyordu, bazen de patlayıcı ve ölümcül olabiliyordu. İşin sırrı dengeyi koruyabilmekti. Ailenizin yönünü kıta sahanlığının parçalanmasını durdurabileceğinizden daha fazla kontrol edemezdiniz. Tek yapabileceğiniz, bu yolculukta sıkıca tutunmaktı.

Hadi bi Led Zeppelin' den ''Stairway to Heaven(Cennete Uzanan Merdiven)'' molası:

* ''Hayır,'' dedi annesi. ''Asla bekleme. Bak bana, ben korkunun bir kadına ne yaptığının kanıtıyım. Benim gibi mi olmak istiyorsun?''

* Birlikte genç olduğum adamla yaşlanmak istiyorum. ( Ayyyy :)))   )

* - Baştan başlayabilir miyiz?
+ Kesinlikle hayır. Ben baştan başlamak istemiyorum. Ben ortayı seviyorum.
Meredith bu söylediğine güldü. O da tekrar geçmişe dönüp genç olmak istemiyordu.; bütün o belirsizlikler ve korkuyla değil. Sadece kendini yeniden genç hissetmek istiyordu. Ve değişmek istiyordu.

* Hayatına devam et. Unutabilirsen unut. Yaşa.
 Bu öğüdün babamın kim olduğuyla pek ilgisi yok; bu, hayatın ne olduğuyla ilgili. Ölümün sizi ne hale getirdiğiyle.


Hamiş 20:
Gece Yarısı Güneşi Toprakları: Kuzey Kutup dairesinin kuzeyinde toprakları bulunan ülkelerde(İsveç, Norveç, Finlandiya, Rusya, Kanada' nın kuzey bölgeleri ile İzlanda, Grönland, Laponya ve Alaska' yı kapsayan, güneşin batmadığı gecelerin yaşandığı yerlere verilen genel ad.) gece yarısı güneşi dönemi başladı. Hava koşullarının uygun olduğu günlerde bu bölgelerde bulunanlar 24 saat gökyüzünde görünen güneşin keyfini çıkartıyorlar.

Hamiş 21:
Puşkin' in ünlü bir romanıymış, ''Onegin'' ve filmi de yapılmış ve Ayşe' nin ne romandan ne de filmden haberi varmış.


* Hayatta kalmak için bir şey yapmalıyım. Bu yüzden yazıyorum. ( ahan da ben :)  )

* Annesi dişi bir aslandı. Bir savaşçı. Pes etmek isteyip bunu nasıl yapacağını bilmeyen ve bu yüzden bir cehennem hayatı seçmiş bir kadın. ( çoğu kadın gibi... )

* Herhangi bir kadın annesinin hikayesini bilmeden nasıl kendi hikayesini bilebilirdi?

* Bütün bunların içinde öğrendiği bir şey varsa, bu da hayatın -ve aşkın- her an bitebileceğiydi. Bunlara sahip olduğun zaman, bütün gücünle tutunacak ve her anın tadını çıkacaracaktın.

Haydi bir Madonna ''Crazy For You(Senin İçin Çıldırıyorum)'' dinleyelim:


Hamiş 22:

''Makas Eller'' filmini izle Ayşe diye kendime bir not düşeyim buraya. Hem Johnny Depp oynuyormuş, daha n' ossun...


* Sevinç ve hüzün hayatın bir parçasıydı; belki de işin sırrı, bütün bunları hissetmek, fakat sevince biraz daha sıkı sarılmaktı, çünkü güçlü bir kalbin ne zaman duracağını asla bilemezdiniz.

* Hiçbir yabancı gökyüzü beni korumadı,
hiçbir yabancının kanatları yüzüme kalkan olmadı
herkesin ortak kaderine tanığım,
ben o zamandan, o yerden kurtulanım.

-Anna Ahmatova-


* O sadece büyük hayalleri olan bir kız. ( kendime ithafımdır. )


* Ben şanslı bir kadınım. ( kendime ithafımdır. )


* ... sevginin bağışlamayı gerektirdiğini öğrendiğimde benim için bu, yeni hayatın başlangıcıydı.


* Söyleyecek çok şey var, ama ben onun isminden başka bir şey söyleyemiyorum. ''Sasha...''


Hamiş 23:

Wenatchee Valley ( Apple Capital of the World)
Wenatchee Vadisi ( Dünyanın Elma Başkenti)


Wenatchee Valley ( Apple Capital of the World)
Wenatchee Vadisi ( Dünyanın Elma Başkenti)


YAZIMIN SONUNA GELDİĞİNİZE GÖRE 
DEMEK Kİ BEĞENDİNİZ VE OKUMAKTAN VAZ GEÇMEDİNİZ :)
TİŞİKKİR İDİRİM :)