19 Nisan 2013 Cuma

Günler Geçeeeer Gider

Bugün günlerden mübarek Cuma idi. Ne yazık ki erken saatlerde Cumanızı kutlayamadım, yazamadım ne bloguma ne facebook ne de twitter adresime. 

Cumanızı böyle kutlamaktı niyetim.

Gün biterken ancak geçebildim bilgisayarımın başına.
Yorgun geçirdiğim bir gün oldu ama çok kıymetli, güze bir yorgunluk oldu benim için.
Hele ki akşam üstü duşumu alıp da dinlenmek için yatağa girdiğimde öyle tatlı bir uyku haline büründüm ki Allaaah! Uzun süredir böyle tatlı-şeker-bal uykunun tadına bakmamıştım. Bilirsiniz böyle uykuları.

Yurt çapında devam eden soğuk Nisan ayının, Trabzon' da da hüküm sürdüğünü söylemiştim. Bugün de hava soğuktu ama sabah yataktan kalktığımda ne göreyim; güneş! Gece geç yatmama rağmen sabah erken kalkabildim böylece. Erken dediğim saat de 9:30 bu arada :) Kaç gündür öğlen 2' ye dek uyuduğum için -takdir edersiniz ki- 9:30 çoooook erken bi saat! :)

Uyanmamla, bıcır bıcır yeğenimin kapımızı tıklatması bir oldu. E o geldikten sonra uyumam da mümkün oldu.
Bugünün şanslı ''bakıcısı'' bendim :)
Miniğimin TV' de çizgi film izleyerek beynini süngerleştirmesine gönlüm razı olmadı, olaya el koydum ve sulu boya faaliyetine girişmeye karar verdim. Ancak öncesinde, yeğenimin bizim evde ortaya çıkardığı sanat eserinde ilerleme kaydettik. Evde oyuncak ve kepçe kalmayınca, tuvalet kağıdı rulolarına başvurduk :)
önce buydu
sonra buna döndü :)


Yeğenimle muhabbetin dibine vurup yaptığım sulu boya sanat faaliyetleri, yaşça büyük diğer yeğenimin de gelmesiyle ikisini birbirine havale edip mutfağa kaçmamla son buldu.

sanat faaliyetleri yoğun bir şekilde devam ederken...


sanat faaliyeti neticeleri... ok çıkardığım şaheser şahsıma aittir :)

En nihayetinde de ailemizin en nazlı bebeği(!) sevgili erkek kardeşim de uyanınca, başımda 3 erkekle günü nasıl yaşadığımı anlayın.

Gün içinde ara ara dilime ''Ömrümce Hep Adım Adım Her Yerde Seni Aradım'' şarkısı dolandı ve Cuma kutlama yazımla beraber o şarkıyı da sizinle paylaşmak istedim, siz de dinleyin diye.



Sonra kendi kendime ''iyi ama bu güne en iyi Bir İlk Bahar Sabahı Güneşle Uyandın mı Hiç şarkısı iyi gider, asıl onu paylaşmalıyım.'' dedim ve ancak bu saatte paylaşabiliyorum :)



Şimdi söyleyebilirim değil mi?

Hayırlı Cumalar olsun bütün Müslüman Alemine ve dünyaya!
Sevelim, Sevilelim; Bu Dünya Kimseye Kalmaz!

17 Nisan 2013 Çarşamba

Caaanım Kitaplar

Sizlerle tanıştırmak istediğim kitaplar var.
Ben de onlarla bu yaz tanıştım.
Basım yılları çok eski olanlar var içlerinde.
Sayfalar, eski kitapların saman sarısından.
Bu yaz köye gidişlerimin birinde, komşumuzda misafirlikte iken TV dolabında gördüm aşağıdaki kitaplardan birini. 
Elime aldım, inceledim. Çok eski olması ilgimi çekti.
İlgilendiğimi gören komşu kızı,  böyle kitaplarda elinde çok olduğunu söyledi ve ricam üzerine elindeki diğer kitapları da getirdi. Şaşırdım.
Hikaye şuymuş:
Başka bir komşu tam 3 çuval kitap getirmiş liseli komşu kızıma. İçlerinde ansiklopediler, dil sözlükleri, dil kitapları, hikaye kitapları, romanlar, vs olan bolca kitap. 
Ancak ne acıdır ki komşu kızım sadece aşağıdakiler ve bir kaç tane daha olmak üzere sadece bir kaç kitabı almış, gerisini yakmış. Bunu duyunca içim cız etti, çok üzüldüm.
Neden bunu yaptığını sordum. Hepsini okumak istemediğini söyledi.
İyi ama başkasına veya kendi okuluna bağışlayabileceğini söyledim. Yanıt vermedi.
İstediğim kitapları alabileceğimi söyleyince çok sevindim ve aşağıdaki kitapları aldım.

Bunlar, İngilizce olanlar.
Bazıları sırf alıştırma kitabı ve seviyeleri çok düşük, bazıları ise kelime çeşitliliği bakımından beni zorlayacak türden. Yıllardır kullanmadığım, körelen İngilizceme merhem olmalarını ümit ediyorum.



Bunlar da Türkçe olanlar. Eski yılları çağrıştırıyorlar, değil mi?



Ve bu da, Ara Güler' in çektiği 1954 tarihli bir Eminönü fotoğrafı.



Kitapların hiçbirini henüz okuyamadım. Lakin kıymetlilerim olarak kitaplığımda yer ettiler.
Hem elden ele dolaşıp, çuvallarda depolanıp bana ulaştırıldılar ya gözümdeki yerleri farklı.
Sanki öksüz veya yetim çocuklara sahiplik ediyormuşum gibi.

Bu arada bu kitaplarla ilgili ilginç bir durum da şudur benim nezdimde: 
Bu yaz kitaplığımı ciddi anlamda boşalttım. Dünyevi malların biriktirilmesine karşıyım, söz konusu olan şey kitap olsa bile. Hep kurduğum, kendi evimde duvardan duvara kitaplık hayali beni hayal olarak mutlu etse de uygulamada bunun gereksizliğine karar verdim. Okuduğum kitaplar bende durdukça tekrar tekrar okumayacağıma ve kitaplar durdukları yerde hiç bir işe yaramayıp sadece eskiyeceklerine göre hayallerim sıralamasında  ilk sırada yer alan hayırlı insan olma, başka insanlara -özellikle ihtiyaç sahiplerine- yardım etme hayalim daha ağır bastı. Bunun üzerine 3 koca çanta dolusu kitabı Trabzon' da yeni kurulan Sosyal Bilimler Lisesi' nin boş kütüphanesine bağışladım. Böylece liseli, genç, taze beyinlerde yer edecekti kitaplarım ve daha yararlı olacaklardı. Haa bunu yaparken de içim titredi ama şöyle teselli buldum. '' Ben bu kitapları iyi bir niyetle veriyorsam, mutlaka bana başka bir yerden başka kitaplar gelecek.'' dedim ve akabinde, köyde kitap sahibi olma hadisesini yaşadım. Elhamdülillah. 

O gün ağzım kulaklarımdaydı ( kitapları bağışladığımda da, köyden kitap sahibi olduğumda da :) ).


Not: Okuduğum bütün kitapları bağışlamadım. Kitaplığımda mutlaka yer etmesi gerektiğini düşündüklerim hala kitaplığımda.

16 Nisan 2013 Salı

Şekildeki Çocuklu Aileyi Gösterin?..

bir evin oda kapısının kolundan aşağıdaki gibi bir oluşum sarkıyorsa;




bir evin TV rehberinin ilk sıralarında çizgi film kanalları yer alıyorsa;





o ev nasıl bir evdir?


tabi ki çocuklu bir evdir!




pekiiiiiiii,



o evin çizgi filmlerden sonra en çok izlenen programları futbol maçları ise;





ve aynı evde çok sık parçalanan pantolon diz yerleri olup
hala dizlik kullanılıyor ise;





o ev nasıl çocuklu bir evdir?


haşarı, yerinde duramayan erkek çocuklu bir evdir!

15 Nisan 2013 Pazartesi

''JUDY ve UZUN BACAKLI BABAAAA'' ! :)



İzleyeniniz var mı Judy ve Uzun Bacaklı Baba çizgi filmini?
Şu an ben müthiş duygusal, heyecanlı ve kaybettiği çok değerli bir şeyini bulmuş bir çocuk gibi mutluyum!
Çok severdim bu çizgi filmi! Merakla beklerdim her bölümünü. İlgiyle izlerdim.
Çocukluğumun şekillenmesinde, kurduğum hayallerde Judy ve Uzun Bacaklı Baba' nın etkisi çok büyüktür!
Judy' nin çalışkanlığı, fakir ama disiplinli oluşu, hayatına sahip çıkışı, prensipleri, sadece yatak-çalışma masası-tahta sandalye-tek defter ve kaleminden oluşan odası ve eşyalarıyla başarılı-düzenli bir hayat sürmesi beni çok etkilemişti.
Judy' ye sahip çıkan, hiç tanımadığı Uzun Bacaklı Baba da gözümde hep, her zaman yardıma hazır ama yaptıklarını da göze sokmayan, gizemli beyaz atlı prens olarak şekillenmiştir.
İmrenmiştim Judy' nin hayatına ve destekçisine.

Çizgi film, kitaptan alıntıymış. Yazarı Jean Webster imiş ve asıl adı ''Daddy Long Legs'' imiş.

Ve ''Judy ve Uzun Bacaklı Baba''yı tekrar kısaca izlemek isteyenler veya merak edenler de aşağıdaki 2 videoyu izleyebilirler:

şarkının adı ''What Hurts The Most''. Beğendim.


           

14 Nisan 2013 Pazar

**Havalar Nasıl Olursa Olsun, Bizim Havamız İyi Olsun**

2 haftadır sizin memlekette hava nasıl?
Evi sobalı olan var mı aranızda?
Bahar geldiğinde ev temizliğinin yanı sıra asıl belanın soba kaldırmak olanı bileniniz ve yaşayanınız var mı?

Trabzon' da havalar iyi-güzel-hoş-idare eder- ee olacak o kadar durumlarında devam ederken,
Nisan ayının da başını bitirmiş iken,
Güneşle aramız gayet iken karar verdik evimizdeki sobayı kaldırmaya.
Yaz geliyordu, evde boya-badana yapılacaktı ve evin temizlenmesi gerekiyordu.

Biz de yılların getirmiş olduğu talimatlara uyduk, havaya güvendik ve sobayı kaldırdık.

Ertesi gün ne oldu dersiniz? Tabi ki hava bozdu! Ama ne bozmak!

En bilindik tabiriyle ''Kış geri geldi.'' ve hatta ''Kış mevsiminde olmayan soğuk, İlkbahar mevsiminde oldu.''
Aralık, Ocak, Şubat, Mart aylarında üşümediğim kadar çok üşüdüm şu 2 haftada; özellikle de son günlerde.
Hatta aldığım duş sonrası -normalde de aşırı üşüyen naçiz bedenim- öyyyyle bir üşüdü ki üşümekten uyuyamadım. Burnumun ucu, bildiğin buz tuttu. Buzdolabına soksam burnumu ancaktı.





O gece aklıma gelmedi ama sonraki gece caaanım, emektarım elektrikli battaniyem geldi aklıma.
Üniversite son sınıfta kaldığım evde soğuk günlerde emek vermişti bana.
Hemen çıkardım kanepenin altından, taktım fişe ve oohhhhhh dünya varmış dedim.
İki gecedir kahrımı çekmeye devam ediyor.
İcat edene hayır dualarımı yolluyorum.
Ne akıllı insanmış yahu! Ya da benim gibi çok üşüyen biriymiş.



Bir de şu kupada içilen çabuk çorba nimeti var.
Yine üniversite yıllarımda ama bu kez yurtta kalırken çok tüketmişliğim vardır; özelllikle de şekilde görülen kremalı tavuk türevinden.
Bir de içine, yine yurt kantininden aldığımız çeyrek ekmeğimizi doğrar ve kaşıkla kupanın içinden alır alır yerdik.
En güzel yanı ise, kimlerin bu zevki benim gibi çok sevdiğini bilip kantine giderken odalarına uğrayıp yandaş toplamaktı.
Akabinde de yine onların odasında -benim odamın ışıklarının gece 12'de kapatılması ve yakılmaması yönünde kuralı olduğu için- sohbet eşliğinde hüpletirdikk.
Tabi masaya başka şeyler de konulurdu, sarelle-pekmez-tahin-peynir-salatalık-domates....vs. 
Hepsinden biraz biraz alayım derken şişmiş bir mideyle ve dolayısıyla o yediklerimizi sindirecek süre boyunca ayakta durur, neredeyse sabahı eder, o arada laklak eder, kağıt falı bakar, erkeklerden konuşur, dedikodu yapar, yapardık.
Heyt be, ne günlermiş.

Neyse, dönelim hava mevzusuna.
Bak şimdi güneş öyle güzel bir nimet ki kuruyan pespembe çarşaf üzerindeki çiçek desenlerini gerçek kılıyor.
(komşu evini fotoğraflamaktan ceza almam, di mi?)

Sonracıma, belki çoğunuz için manasız gelecek ama gölge varsa güneş var demektir(özlü söz uydurmuş oldum!!!). Dolayısıyla seviyorum ben bu aydınlık-karanlık bölge çizgilerini.

Bunlar da anneciğimin köy dönüşü topladığı çiçekler. Abimin tabiriyle ''Anne iyi ama sen ne yapıyosun aldığın bütün çiçekleri?''

Bana müsaade.
Biraz dışarı çıkıp, güneşi görüp(!), annemin tabiriyle kemiklerimi ısıtacağım :)